3 Mart Pazar, saat 9:55 suları. Runtalya Maratonu'nun 13.km'si. 10-15dk önce yarı maraton koşanların U dönüşü yapıp ayrılması ile parkur birdenbire tenhalaşmış durumda. İyi durumdayım ama yarış başındaki adrenalin artık yerini geride kalan yaklaşık 30km'nin nasıl geçeceği düşüncelerine bırakmış. Bir an arkama bakıyorum. En yakın koşucu 20-30m arkamda. Önümde gördüğüm üç kişilik grup da 25m kadar uzağımda. Sadece uzun mesafe koşanların anlayabileceği bir garip duygu..."The biggest risk is not taking any risk at all. - En büyük risk, hiç risk almamaktır."
Kendi tempomda devam ederken bir süre sonra öndeki grupla aramda 10m kadar kaldığını farkediyorum. Üstlerindeki kıyafetlerden ve görünüşlerinden üçünün de Alman olduğu belli. Kısa boylu ve 50 yaşlarında olan önden giderken 1:85 boylarında ve biraz daha genç olan iki kişi onu takip ediyor. Formları son derece düzgün, ne yaptıklarını bilen bir görüntüleri var. Saate bakıyorum, koştukları tempoyu düşünüyorum ve durum kendini hemen belli ediyor. Bunlar 3 saatin altında bitirmeyi hedefleyen ve planladıkları stratejiyi uygulamaya koymuş bir ekip. Bir süre daha takip ettikten sonra o ana kadar gayet rahat olan zihnimde zor bir soru beliriyor. Bu soruya vereceğim cevabın yarışın kaderinde çok kritik rol oynayacak bir dizi karardan ilki olacağından o an için habersizim.








