24 Nisan 2015 Cuma

2015 Iznik Ultra 136 km Yarış Raporu

55. km'deki  Örnekköy kontrol noktasında gecelik kıyafetlerden gündüze geçip, İznik Ultra'da geri kalan 80 km'yi koşmak için Mahmut'la beraber istasyondan ayrıldığımızda saat 05:28'di. Sakin ama uzun geçen gece etabından sonra havanın ağarmaya başlamasına dakikalar  kalmıştı. Mahmut hızlanarak, henüz yarışın 3. km'sinden itibaren gruptan kopan ve o noktada 20dk önümüzde olduğunu öğrendiğimiz İskoç Donnie ile aradaki farkı kapatmaya çalışmakta niyetliydi. Göl kenarına sıfır koşarken ben biraz daha yavaş şekilde kendi tempomda devam etmeye kararlıydım.  Önceki yıllarda burada hep sert rüzgâr olurdu ama bu kez havada dal kıpırdamıyordu ve gün içinde 27-28 dereceye çıkacak sıcaklığın ilk işaretlerini veriyordu.




Büyük bir sükunet içinde yeni günü karşılarken geride kalan geceyi hızlıca gözden geçirdim. İlk 20km'yi 10 kişilik büyük bir grupla sohbetli şekilde koştuktan sonra Ufuk ve Hüseyin ile ayrılmış, son 15km'yi de Hüseyin'le beraber koşmuştuk. 26.km'de yeni eklenen dik yokuşu tırmanırken 10 metre önümde olan ve o ana kadar yokuşu koşmuş olan Ufuk'un "Aykut... bu yokuş koşulmaz!" demesini hatırlayıp gülümsedim. Her eğimdeki yokuşları koştuğuna canlı şahit olduğum Ufuk böyle diyorsa gerçekten koşulmazdı. Zaten ben çoktan yürümeye dönmüştüm.

Fotoğraf: Soner Sarıhan

Örnekköy dropbag noktasında. Foto: Brice Rohaut
Gece 4'ten sonra fenerin ışığında koşmak artık başımı ağrıtmaya başlamış ve havanın aydınlanmasnıı bekler hale gelmiştim. Bu sebeple olsa gerek göl kenarında güneş çıktığında kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başladım. Kısa süre sonra dere geçişi geldi. Buz gibi suda bir süre beklemek ayaklarımın hoşuna gitti. Tam büyük bir huzur içinde ve kendimden geçmiş halde koşuyordum ki dereden birkaç dakika sonra sol taraftan bir köpek grubu agresif şekilde üstüme gelerek adrenalini yükselttiler.  45sn kadar karşılıklı olarak garip bir  havlama-bağırma eylemi gerçekleştirdikten sonra geçmeme izin verdiler. Solöz istasyonuna geldiğimde gayet iyi durumdaydım. Burada gönüllüler arasında Kerem, Ufuk ve Dilge gibi tanıdık yüzlerden ekstra enerji aldım. Solöz'den çıkarken asfaltta yol ayrımına geldim ama işaret göremedim. Daha sonra buradan geçmediğimizi hatırlayıp ayrımı kaçırdığımı anlayıp patikaya girdim. Toplamda sadece 300m ve 2dk'ya mal olan küçük bir hataydı. Bundan sonra daha dikkatli olmak için kendimi uyardım.

Solöz - Narlıca arası saat yönüne koşarken de en sevdiğim bölümlerin başında geliyordu. Yine öyle oldu. Yokuşun büyük bölümünü koşarken kendimi yeni koşmaya başlamış gibi iyi hissediyordum. Ters yöne koşarken yokuş bir türlü bitmek bilmedi ama bu bile canımı sıkamadı. Yukarılara çıkıp göl manzarasını gördükçe keyiflendim, hatta kendi kendime şarkılar söylemeye başladım. "Bir ultramaratonda kendinizi iyi hissediyorsanız endişe etmeyin, bir süre sonra geçecektir" sözünü hatırlayıp gülümsediğimi hatırlıyorum. İlerleyen bölümlerde sıkıntılı zamanlar olacağından emindim ama yapmam gerektiği gibi anı yaşıyordum ve fırsatını bulmuşken keyfini çıkarıyordum. 80 km koştuktan sonra bunu yapabilmek önemli bir lükstü.

Soloz - Narlıca arasında kendimi harika hissederken. Fotoğraf: Brica Rohaut
İnişte tempoyu giderek arttırarak  Narlıca (90K) noktasına kendimi çok iyi hissederek geldim. Geldiğimde istasyondan ayrılmak üzere olan Mahmut'u görünce biraz şaşırdım. Acelem yoktu, yarış başından beri olduğu gibi kendi tempomda devam etmeye kararlıydım. Bu noktada çorba olduğu için oturup iki bardak içtim, ardından biraz muz yedim. Asfalttan devam ettikten sonra Müşküle köyüne tırmanan dik yokuşta sıcaklık giderek kendini hissettirmeye başlamıştı.

Burada ilk kez  kalan mesafeyi hesaplamaya başlayıp fazla ileriyi düşünmeye başladım. Bir ultramaratonda sürekli odaklanmanız gereken şey içinde bulunduğunuz an. En son ne zaman su içtim, ne zaman bir şeyler yemem lazım, koşu formum düzgün mü, işaretlere dikkat ediyor muyum...? Sorulması gereken sorular ve düşünülmesi gereken şeyler sadece bunlar. Kalan mesafeyi hesaplamaya başlayıp önünüzde daha ne kadar zor yerler olduğunu düşünmeye başladığınız anda kafanızın içinde bu fırsatı bekleyen şeytanlara kapıyı aralamış oluyorsunuz. O kapı her zaman sıkı sıkıya kilitli kalmalı. Hatta önceden arkasına buzdolabını ve kanepeyi çekip desteklemiş olmalısınız. Çünkü bir kere aralanmaya başlarsa bir daha kapatmak çok zor. Müşküle'ye çıkarken fiziksel olarak yaklaşık 100 km koşmanın mutlaka önemli bir yorgunluğu vardı ama daha önemlisi zihinsel dayanıklılığım sekteye uğramaya başlamıştı ve kapıyı omuzlayanlara karşı koymakta zorlanmaya başlamıştım.
Narlıca'dan sonra. 95 km'nin ardından  işler hâlâ yolunda.  Fotoğraf Brice Rohaut
Müşküle'den çıktıktan sonra biraz hızlı koşup bu negatif döngüden sıyrılmak istiyordum ama dik yokuşun devam etmesi ile hızlı hareket edemiyordum. Isınmaya başlayan hava da mücadele gücümü kırıyordu. Bu bölgede yeni bir yolun eklenmiş olduğu söylendiği için işaretlere dikkat ediyordum. Geçen seneye kadar 35 km olan Müşküle - İznik arasının bu yıl 40 km'ye çıkmış olması gözümde büyüyordu. 3-5 km'nin hesabını yapmaya başlamıştım. Yapmamam gereken şeyleri yapıp dik yokuş çıkarken ikide bir Suunto Ambit 2 üzerinde mesafeye bakıyordum.

Bu negatif düşünceler içinde 10-15 dk ilerledikten sonra bir süredir işaret göremediğimi fark ettim. Ama burası daha önce 3 kez yarışta, iki kez de keşif koşularında ters istikamette geçtiğim ve iyi bildiğim yerler olduğu için fazla dikkate almadım. Zaten kocaman geniş bir yoldu, başka dönecek bir yer olmadığı için sık işaretlemeye gerek yoktu. Üstelik bir ayrım falan da geçmemiştim. 200m daha çıktıktan sonra hâlâ işaret göremiyor olmamı ilk önce rüzgârdan uçmuş olabileceklerine bağlamaya çalıştım ama midemde o çok bilindik yumruk yeme hissini çoktan hissetmeye başlamıştım. Bu işin pis tarafı yanlış yolda olduğunuzu anladıktan sonra biraz daha gitmeniz gerektiği gerçeği. Çünkü çok küçük bir ihtimal de olsa o bölgedeki işaret uçmuş veya kopmuş olabilir ve eğer geri dönüp aslında doğru yolda olduğunuzu anlarsanız bu sefer daha büyük bir darbe yersiniz. Şu virajdan sonra olmalı, bu virajdan sonra mutlaka göreceksin derken kendi yazdığım yazıda burada parkurun değiştiğini hatırlayıp durumu kabullendim. Ana hâlâ aşağıda bir ayrım geçmediğime emindim.

Geri dönüp aşağı doğru koşarken dördüncü senedir İznik'te koştuğumu ve her sene en az bir kere kaybolduğumu düşünüp, seneye seriyi tamamladıktan sonra 5. yıl anısına bana pusula şeklinde bir plaket verilmesi gerektiğini düşünüyordum. Bu, kendi beceriksizliğime gülerek yarı bilinçli olarak işin olumsuz etkisini hafifletmeye yönelik bir girişimdi. Kısa süre sonra, yokuşu çıkarken sağa ayrılan ve son derece açık işaretlenmiş ayrımı gördüm. Koskoca yolu görmeden geçmem gerçekten gülünmeyecek gibi değildi. Üstelik bunun hakkında yazı bile yazmışken. Toplamda 1.2 km ve 9 dakika 45sn kayıp fazla abartılacak bir şey değil diye kendimi kandırmaya çalışarak en kısa zamanda Süleymaniye'ye ulaşmaya odaklandım.

Sağ taraf yanlış yolda 600m tırmanıp geri döndüğüm yol. 
Bu bölüm bu yıl ilk kez eklenmişti. Bir süre sonra arazi şartları ağırlaştı ve tekrar çok yavaş yol almaya başladım. Kaybettiğim zaman ve ısınan havayla suyum da azalıyordu. İşte o zaman kapı gerçek anlamda aralanmaya başladı. Yemek yemeyi de bıraktım ve Süleymaniye'ye kadar son derece negatif bir ruh haliyle motivasyonumu kaybetmiş şekilde kör topal geldim. İstasyondan 100 metre önce solda bir çeşme ve yalak vardı. Altına girip iyice yıkanarak biraz kendime geldim. İstasyonda Muharrem başta olmak üzere gönüllülerden aldığım enerjiyle bir şeyler yiyip tekrar yola çıktım.

Bu andan sonra yarışın geri kalan bölümünde tamamen negatif değildim ama hiçbir zaman tam olarak pozitif ruh haline de geçemedim. Devamlı zihnimde bir çatışma durumu devam etti. Derbent'e kadar olan 15 km'lik  bölüm sıcak altında çok uzun sürdü. Oysa ters tarafa koşarken, yarışın başında henüz taze haldeyken, bu bölümü ne kadar hızlı geçiyorduk. Algılar yine alt üst olmuştu.  Birkaç defa yolda gördüğüm çeşmelerde durup yıkandım ama sadece 5-10dk etki etti. Bu sıcak Ağustos ayında olsa vücut sıcağa aklime olduğu için böyle etkilenmezdik ama soğuk geçen uzun aylardan sonra bir anda 28 derecelerde eforlu koşmak herkesi etkiledi. Birçok kişinin yaşadığı mide sorunlarının da temel sebebi oldu. Derbent istasyonunda mandalinanın tadının çok güzel geldiğini hatırlıyorum.  Biraz da kola içtikten sonra istasyonun yanındaki çeşmede tekrar yıkanıp son etaba başladım. Yokuşları ve düz yolların bir kısmını yürüdüm. Neyse ki yokuş aşağı hâlâ rahat koşabiliyordum yoksa son bölüm çok daha uzun sürerdi.

Bu bölümde beni negatif etkileyen bir başka şey de 55. km'den itibaren parkurda yalnız koşuyor olmaktı. Yalnız koşmaya alışığım ama yarıştan önce belki diğer parkurlardakilerle birleşirim, hatta bir ihtimal 80 km parkurunu koşan kardeşim Aytuğ'la da bir süre beraber koşarız diye düşünmüştüm. Başlangıç saatleri açıklandıktan sonra bunun gerçekçi olmadığının farkındaydım ama yine de o an içinde bulunduğum ruh halinde bu imkandan faydalanamayacak olmak olumsuz etkiledi. Üstelik son yol kaybından sonra biraz paranoyaklaşmaya başlamıştım ve emin olduğum yerlerde bile işaret arar olmuştum. Bu bölümlerde bir süre biriyle gitmek fena olmazdı.

Fotoğraf Ian Corless


İznik şehir merkezine bağlanan yaklaşık 3 km uzunluğundaki düz asfalt yolu da bitirirken artık finişin kokusunu almaya başlamıştım. Bir süre sonra polis motoru önümde eskortluk yapmaya başladı. Önünüzde siren çalarak giden bir polis eskortu olunca kendinizi çok önemli bir iş yapıyor gibi hissediyorsunuz. Yalnız bir de işin olumsuz tarafı var: Yürüme şansınız kalmıyor! Son  2.5 km'yi eskort ile giderken birkaç defa 15-20sn yürüme molası vermek istesem de kendime yediremedim.

Bu ölümde Ender Toptaş ve Çağın gibi dostlardan aldığım destekle biraz daha hızlanarak 14 saat 48 dakikada yarışı tamamladım. Finişte Faruk, Bahadır ve Nesrin gibi dostlar beni karşıladıktan sonra gölgede birkaç dakika oturup vücut sıcaklığımı düşürdükten sonra otele yürüdüm. Duş yapıp kısa bir süre uzandıktan sonra haşlanmış tavuk ve pilav ile midemi normale döndürdüm.  Bir taraftan da son derece iyi giden Aytuğ'un ve diğer arkadaşların durumunu canlı sonuçlardan takip ediyordum.

Fotoğraf: İznik Belediyesi
Yemekten sonra hemen finiş noktasına gittim, önce gelen arkadaşları karşıladım. Aytuğ da 10 saat 22 dk'da ilk 80 km yarışını gayet iyi durumda ve yaş grubunda üçüncü olarak tamamladı. Özellikle bu yılın başından beri çok iyi antrenman yapıyordu, bu işi kafasına koymuştu. Son haftalardaki uzun koşuların birçoğunu beraber yapmıştık ve zihinsel olarak yaşayacaklarına dair onu çok iyi hazırlamıştık. Ve sanırım geçtiğimiz yılın Eylül ayında Yunanistan'da bulunduğu ortam ve orada şahit olduğu şeyler ona çok büyük şeyler katıp bakış açısını değiştirmişti.

Aytuğ 80 km finişinde İdil ve Melike ile. Ailecek bir günde 220 km, hiç fena değil. Foto: sporyapiyoruz.com

Foto: Bahadır İşseven

Foto: Bahadır İşseven

Yarışın geneline bakarsam değerlendirmelerim şöyle olur: İznik Ultra fikir aşamasından beri ucundan da olsa içinde olduğum benim için ayrı bir yeri olan bir yarış. Adım adım bu günlere geldiğini, dünya çapında koşucuları ağırladığını ve her sene katlanarak büyüdüğünü görmek güzel bir duygu.

Doğruyu söylemek gerekirse bu yıl fiziksel olarak 136 km parkurunu bu kadar hızlı koşacak durumda olduğuma inanmıyorum. Aralık sonunda kasık fıtığı operasyonu geçirdikten sonra Ocak ayı benim için koşusuz geçti. Şubat ayında hep kontrollü ve yavaş koşular yaptım, bir ara da uzun süre hasta oldum. Ancak Mart ayında kendimi biraz  normal hissetmeye başladım ama o zaman bile  yolunda olmayan bir şeyler vardı. Örneğin 21 Mart'taki gece koşusunda 30 km koşarken kendimi hiç iyi hissetmedim ve 20. km'den sonra yarısını yürüdüm. Nisan başına doğru tekrar güçlendiğimi hissediyordum. Hem bu zor dönemi geride bıraktığımı kendime kanıtlamak hem de yılın geri kalanı için hedeflerimi belirlemek için bu gölün çevresinde bir tur atmaya ihtiyacım vardı.

Çok güvendiğim yol arkadaşım Suunto Ambit 2. 
Fiziksel olarak tam hazır olmadığım için yarışın özellikle ilk yarısında büyük hatalar yapmamam gerekiyordu. Bu anlamda başarılı oldum. Kendime uygun tempoyu belirleyerek uzun süre istikrarlı şekilde gitmeyi başardım. Geri kalan bölümü daha hızlı koşmak için yeterli antrenmanım yoktu ve bu da konsantrasyon kaybıyla son bölümdeki hataları ortaya çıkardı. Aynı parkurda her sene bir miktar da olsa yanlış yola giriyorsanız artık bunun ismi şanssızlık falan değildir. Onlarca saat işaretlere konsantre olup yolu takip edebilmek de bu işin önemli bir parçası. Patika yarışlarında yolu kaybetmek işin içinde var ama bu konuda daha dikkatli olmam gerektiği kesin.  Her şeye rağmen çok olumlu ve öğretici bir yarış oldu. Yeni parkur şartlarında iyi bir süre ile bitirebildim ve daha önemlisi yarışın büyük bölümünde kendimi iyi hissederek önemli bir problem yaşamadan tamamladım.

Bu çapta bir organizasyonu düzenleyen Macera Akademisi'ne, parkurda bizlere yardım eden gönüllülere, beni destekleyen tüm arkadaşlarıma ve parçası olduğum Salomon Türkiye ve Suunto ailesine teşekkürü borç bilirim. Gölün çevresinde kendi limitlerini zorlayan herkese tebrikler.

Strava Kaydı

NOT: Organizasyonun geneli hakkındaki yorumlarımı ve düşüncelerimi Koşu Gazetesi'ndeki bu yazıda bulabilirsiniz.



136 km Genel Kürsü. Mahmut ve Donnie ile. Foto: Bahadır İşseven
136 km Yaş Grubu Kürsü.Ufuk ve Hüseyin ile. Foto: Bahadır İşseven


Aytuğ 80 km Yaş Grubu kürsüsünde. Foto: Bahadır İşseven
136km
  1. Donnie Campbell 13:23:50
  2. Mahmut Yavuz 14:31:20
  3. Aykut Celikbas 14:48:29

  1. Zoe Salt 15:14:37
  2. Mariyla Niklova 19:29:45
  3. Ingrid Qualizza 19:43:49

83km
  1. Emmanuel Gault 6:45:25
  2. Girondel Benoit 7:26:10
  3. Tanzer Dursun 8:40:36

  1. Alessia De Matteis 9:03:53
  2. Elena Polyakova 10:48:57
  3. Coraline Chapatte 11:34:37

46km
  1. Benoit Laval 4:19:03
  2. Duygun Yurteri 4:28:15
  3. Jose De Pablo 4:28:29

  1. Catarina Scamelli 5:03:44
  2. Filiz Cancilar 5:04:55
  3. Martine Nolan 5:09:44

Tüm sonuçlar için tıklayın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme