28 Mayıs 2020 Perşembe

19 Mayıs'ta Koşu Bandında 19 Saat 19 Dakika

19 Mayıs 1919’un 101. yılı anısına yapılacak 19 Mayıs Koşusu organizasyonunu ilk olarak  20 gün önce duymuştum. Macera Akademisi öncülüğünde Gençlik ve Spor Bakanlığı'ndan Atletizm Federasyonu'na kadar birçok kurum ve kuruluşun destek verdiği projeye göre bir kişi koşu bandı üzerinde 19 saat 19 dakika koşarken, Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde organizasyona katılmak isteyenler Zoom uygulaması aracılığı ile tercihlerine göre 19 dakika, 1.9 km, 19 km gibi çeşitli süre ve mesafelerde koşarak bayrak yarışına katılabileceklerdi.

İlk duyduğumda proje beni çok heyecanlandırmış olsa da özellikle zamanlama itibari ile bu görevi hakkıyla yapabileceğimden kuşkuluydum. Daha önce 15-20 saatten uzun birçok koşu yapmıştım ama her zaman açık havada koşmayı tercih eden biri olarak koşu bandı üzerinde yaptığım en uzun koşum sadece 1 saat 35 dakika uzunluğundaydı. Üstelik koronavirüs kaynaklı yasaklar ve kısıtlamalar sebebiyle tüm sporcular gibi ben de son 2.5 aydır düzenli antrenman yapamamıştım. Böyle bir organizasyon için 2-3 ay önceden hazırlanmaya başlayarak koşu bandı üzerinde en azından birkaç tane 4-5 saatlik antrenman yapabilmek iyi olurdu diye düşünüyordum.

Aradan geçen birkaç gün içinde bu konuları tekrar düşünüp irdeleme fırsatım oldu. Son birkaç aydır hayatımızı değiştiren süreç sebebiyle toplumun her kesiminde olduğu gibi koşanlar arasında da olumsuz bir hava hakimdi. Hazırlanılan yarışların iptal olması, toplu antrenmanlarının yapılamaması ve yasaklar sebebiyle alışık olduğumuz şekilde koşamamak ister istemez hepimizi negatif bir ruh haline sokmuştu. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı gibi anlamlı bir günde yapılacak böyle bir organizasyonun normale dönüş yönünde bir nebze de olsa umut verebileceği  açıktı. Şartların sadece benim için değil kimse için ideal olmadığını düşündüm. Aslında çoğu zaman şartların ideal olmasını beklemenin mümkün olmadığını kendime hatırlattım ve kafamdaki soru işaretlerine rağmen teklifi kabul ettim. Bundan sonra önemli olan kalan zamanda kendimi bu mücadeleye olabildiğince hazırlamak ve elimden geleni yaparak bu anlamlı organizasyonun bir parçası olabilmekti.


KOŞU ÖNCESİ

Bu derece uzun koşularda çoğu zaman beyniniz vücudunuzdan önce pes eder. Fiziksel olarak tamamen tükendiğinizi düşündüğünüz anlarda eğer kafanızdaki olumsuz düşünceleri kontrol edebilir ve yönetebilirseniz çoğu zaman tahmin ettiğinizden daha iyisini yapabilirsiniz. Yarışlardaki “bir yerden bir yere koşma” hissi veya “istasyondan istasyona” gitme düşüncesi bu konuda biraz avantaj sağlar. Koşu bandında ise saatlerce sürekli aynı yerde koşacak olduğum için negatif düşünceleri kontrol etmede daha yaratıcı olmam gerektiğini biliyordum. Zaten önümdeki iki haftalık süre anlamlı bir fiziksel antrenman yapmak için yeterli bir süre değildi. Ben de geri kalan günlerde koşu stratejimi planlayarak zihinsel olarak zorlandığım anlarda problemleri çözmek için neler yapabileceğime odaklandım.  

15 Mayıs Cuma günü, üzerinde koşacağım Technogym Skillrun koşu bandı yerine kurulduktan sonra ilk ve tek antrenmanımı yapma şansım oldu. Böylece sisteme ve kontrollere adapte olmaya çalıştım ve bandı kuran teknisyen arkadaştan motorun belli bir zaman sonra kapanmayacağı konusunda teyit aldım. Bu çok önemliydi çünkü piyasadaki birçok koşu bandı birkaç saatlik sürelerde otomatik olarak kapanmaya programlanmış makinelerdi.

Salomon Sonic RA 2. Foto: Cenk Ordu
KOŞU

18 Mayıs günü saatler 00:00’ı gösterdiğinde Saran Holding’in bahçesine kurulmuş olan bantta koşmaya başladım. Koronavirüse karşı tedbir amacıyla bandın açık havada olmasını doğru bulmuştuk. Organizasyonda görevli olan az sayıdaki kişi de koşu sonuna kadar sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uygun şekilde hareket edeceklerdi. Koşmaya başladığımda kafamdaki tek düşünce tempoyu doğru ayarlamaktı. Doğrusunu isterseniz büyük sorunlar olmadığı sürece 19 saat boyunca bant üzerinde hareket halinde olmak deneyimli bir koşucu için çok da zor değil. Burada süre önceden belli olduğu için ister istemez koşacağınız mesafe ön plana çıkıyordu. Hem elimden gelenin en iyisini yaparak herkesin emeğine layık olabilecek kadar çok kilometre kat etmeli hem de koşunun sonunu getirmemi engelleyecek hatalar yapmaktan uzak durmalıydım. Aslında kendiniz için koşarken duruma göre daha fazla risk alıp bunun olumlu veya olumsuz sonuçlarına katlanırsınız. Burada ise üstümde farklı bir sorumluluk olduğu için daha dikkatli olmam gerekiyordu. Koşu bandında ilk defa bu kadar uzun koşuyor olmamın getirdiği bilinmezlikler de eklenince ince bir çizgide gitme zorunluluğu ortadaydı. 

Gece saatlerinin çok rahat ve sorunsuz geçmesi gerektiğini düşünerek başladım ve maratonu 4:03, ilk 50 km’yi ise 4:50 civarında sorunsuz geçtim. Bu bölümden en çok hatırladığım şey, gece olmasına rağmen sanki güneş altında koşuyormuş gibi terlediğim ve bol su içtiğim. Hava sıcaklığı sadece 17 derece civarlarında olsa da biri önde biri arkada olmak üzere iki tane sabit kamera ile canlı yayın yapıldığı için koşu bandına yakın mesafede iki büyük spot ışığı üzerimdeydi. Sanırım bu spotların oluşturduğu sıcaklık tahmin ettiğimden fazlaydı. 50 km sonunda bir tuvalet molası verdikten sonra bana koşu sonuna kadar yardımcı olacak Suna Altan ve Tatiana Kalenderoğlu’nun desteğiyle bir bardak mercimek çorbası, ufak bir parça peynirli börek ve ayran takviyesinden sonra koşmaya devam ettim. İlk 50 km’de yediğim birkaç parça tahin helvasını saymazsak, 50. km’den koşunun sonuna kadar her iki saatte bir aynı menü için kısa bir ara vererek ilerledim. 

Gece saatleri Foto: Cenk Ordu
Arazide veya yollarda yaptığınız koşularda çeşitli bölümlerde iniş ve çıkışlarla karşılaştığınız için ister istemez temponuz değişir, kadansınız ve basış şekliniz farklılaşır. Hatta dik yokuşlarda yürüme molaları verirsiniz. Tüm bunlar değişik kas gruplarının çalışmasını sağlayarak hep aynı noktalara darbe almanızı engeller. Koşu bandında ise attığınız tüm adımlar birbirinin aynısı olduğu için hep aynı yere darbe almaya başlarsınız. Ben de bunu engellemek için belli aralıklarla eğimde ufak tefek değişiklikler yapıyordum. 50. Km’den sonra ise her 5 km sonunda 400 metre kadar tempolu yürüme arası vermeye karar vermiştim. Böyle uzun mesafelerde henüz yürümeye mecbur kalmadan ufak yürüme araları serpiştirmek önemli. Böylece hem farklı kas gruplarını çalıştırmayı hem de 19 saatlik süreyi parçalara bölerek beynimin daha rahat hazmedebileceği lokmalar haline getirmeyi planlamıştım.

55. km civarlarında hava aydınlanmaya başladı. Gün içinde hava sıcaklığı 27-28 dereceye çıkacağı için biraz endişeliydim ama şimdiden bunu düşünmenin faydası yoktu. Sadece önümdeki 5 km’lik parçaları tamamlamaya odaklanmıştım. 80. km’de kısa bir tuvalet ve yemek molası daha verdikten sonra hedeflediğim gibi saatler tam 10:00’ı gösterirken 100 km’yi geçtim. Burayı koşunun yaklaşık ortası olarak gördüğüm için tuvalet, yemek ve kıyafet değişimi derken 6-7 dakikalık bir ara vermişim. Bu da koşudaki en uzun aram oldu.


Sabah 9 suları. Fotoğraflar: Cenk Ordu
Bu saatten sonra hava beklediğim gibi ısındı ve açıyla gelen güneş tentenin arasından üzerime vurmaya başladı. Bundan sonraki 3-4 saat beni zorlayan zamanlar oldu çünkü sıvı ve tuz dengem bozulmuştu. Aslında normal şekilde tuz alıyordum ama sanırım gece bölümünde beklediğimden daha çok terlemek dengeyi bozmuştu. Her 20 dakikada bir çiş yapma dürtüsü ile tuvalete gitmem gerekiyordu ama çoğu zaman birkaç damla dışında eli boş dönüyordum. Bandı durdur, yavaşça in, 30 metre yürüyüp binaya gir, sağa dön, 20 metre yürü, sağa dön, yüksek iki basamaktan aşağı in, sola dönerek tuvalete gir. İşini hallettikten sonra çıkıp aynı yolu izleyerek banda dön. Bu 3-4 saatlik bölümde defalarca bunu yapmam gerekti. Zaman kaybetmek bir yana, koşu ritmim ve konsantrasyonum biraz bozuldu.

Özellikle bu zor anlarda motivasyonumu korumamı sağlayan çok önemli bir faktör vardı. Üçüncü saatten itibaren koşu bandının ekranında Youtube üzerinden canlı yayını izleyip dinleyebiliyordum. Her saat başında Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde koşmaya başlayanlar bana büyük bir motivasyon sağlıyordu. Evlerde, teraslarda, balkonlarda, otoparklarda koşanlar…Sokağa çıkma yasağının olmadığı şehirlerde dışarıda koşanlar...Küçük çocuklarıyla koşanlar, bana yazılı ve sözlü mesajlar gönderenler. İtiraf edeyim ki, 19 saat boyunca canlı yayın olacak dendiğinde bu kadar başarılı bir yayın olacağını tahmin etmemiştim. Koşarken yayını izleyip dinleme imkanım olup olmayacağını da bilmiyordum. Bu yüzden her ihtimale karşı yanımda kendimi uzun saatler oyalayacak kadar müzik, video, podcast vs. ile gelmiştim. Ama koşanları ve canlı yayın bağlantılarını izlerken bunlara ihtiyacım olmadı.

Saatler 14:30’a doğru gelirken 140. Km’yi geçmiştim. Belki son saatlerde çok bol ayran içtiğimden olsa gerek işler tekrar yoluna girmeye başlamıştı. Birkaç saat sonra güneşin binanın diğer tarafına gideceğini ve havanın rahatlayacağını düşünüyordum ki öyle de oldu. 15. saatten sonra hala başlangıçtaki tempomu koruyabiliyordum ama kalan 4.5 saatlik süre hala hata yapmak için uzun bir zamandı. 17. saati geçtikten sonra kendimi nasıl hissettiğime göre kilometre hedefi belirlemeye karar verdim. Son saatlerde çok fazla yavaşlamazsam 175 ila 185 km arasında bir yerlerde bitirmem mümkün gözüküyordu.

14. Saat civarı. Foto: Cenk Ordu
Son 2 saat. Foto: Cenk Ordu

Son 2 saat içinde. Fotoğraf Cenk Ordu


16. saate doğru yürüme aralarını bıraktım ve tempoyu yükseltmeye başladım. Belki biraz erken ve riskli bir hareketti ama kendimi iyi hissederken yol alıp gerekirse sonlarda yavaşlamak o an için doğru bir karar gibi geldi. Son iki saate doğru canlı yayında şöyle bir konuşma oldu: “Acaba Aykut bu anlarda 17 saati bitirdiği için bardağa dolu tarafından mı bakıyor yoksa kalan zamanın koşmak için ne kadar uzun olduğunu mu düşünüyor?”.

Haha! Sesim gidiyor olsa o anda canlı yayına bağlanıp “İşte bu mükemmel bir tespit!” demek isterdim. Sanki kafamdan geçenleri okumuşlardı çünkü uzun mesafe koşanların çok iyi bileceği gibi o anlarda beynimle sürekli bunun savaşını veriyordum.

165. km civarlarında hala işlerin iyi gidiyor olması zor bir hedef belirlemek için beni motive etti. 168. km’ye yaklaşırken 190 km’ye ulaşmanın mümkün olup olmadığını düşünmeye başladım. Kafadan hesap yapabilecek aşamayı geçeli çok zaman olduğu için ekipten yardım istedim. Tabii gece yarısından beri ayakta oldukları için meğerse onlar da o aşamayı geçmişler! Sonuçta hesabı yaptık ve  son 22.5 km’yi 1 saat 37 dakikada yani 4:18 dk/km ortalama ile gitmem gerektiği ortaya çıktı. Bir süredir zaten 4:30’larda koştuğum için denemeye değer göründü ve tempoyu bir tık daha arttırdım. Fakat 10 dakika bu hızda koştuktan sonra bunun sürdürülebilir olmadığı ortaya çıktı. Son birkaç saatte ayağımı yeterince kaldıramadığım için birkaç kere de banda takılıp tökezlemiştim. Beynim olumsuz düşünceleri pompalamaya başlamıştı: Ya kötü patlayacaksın ya da düşüp kendini sakatlayacaksın. 

Sonuçta bu savaşı beynim kazandı ve tekrar 4:30’lardaki hızıma döndüm. Doğrusunu söylemek gerekirse bu aşamada 4:30’lar yeterince zordu. Yavaşlamamak için sürekli kendimle oyunlar oynuyordum. Bundan sonraki 5-10 dakika kendime anlamlı bir hedef aramakla geçti. 190k treni kaçmıştı, 185k kulağa kötü gelmiyordu ama elimden geleni yapmış olacak mıydım? Sonunda kafamda bir şimşek çaktı ve aradığım sayıyı buldum: Suna’ya seslenip 1881 yılından hareketle “188.1 km yapmayı deneyeceğim” dedim. Ekibin geri kalanı da fikri beğendi ve hedefim ortaya çıktı. 

Bunun için son 75 dakikada 4:30 dk/km temposunu korumam gerekiyordu. Bu bölümde tamamen tünel görüşüne girdiğim için etrafımda olan bitenleri pek hatırlamıyorum. Saat 18:00 suları olmasına rağmen spot ışıkları yine yanmıştı. Arkamda ve sağımda iki tane fan çalışmasına rağmen hızlı koşmaya çalıştığım için oluk oluk terliyordum. Bolca su ve biraz sütlü kahve içerken sürekli kalan zaman ve mesafe üzerine hesaplar yapıyordum. Ve her 30 saniyede bir “yapabilirsin, 
yapamayacaksın” şeklinde sürüp giden gelgitler. Beynimin “185 km koş yeter, tökezleyip düşmeye değer mi?”  diyip durması ve ona karşı “Bu kadar geldim, bundan sonra da elimden geleni yapmam gerek” şeklindeki karşı argümanlar. Bence koşmanın en ilginç anları bu süreçler. Belki 20-30 yıl sonra koşarken aklımızdan geçenleri kayıt altına alabilen bir teknoloji çıkacak. O zaman koşarken nerede ne düşündüğümüzü görmek ve bu zihinsel savaşta an be an neler yaşandığını incelemek çok ilginç olacak.

Bir şekilde 19 saati gördüğümde artık hedefi tutturacağıma gerçekten inanmıştım. Bitişe 11 saniye kala monitörde 188.1 km’yi gördüm ve bandı yavaşlattım. Monitördeki “Durdur” tuşuna basmam gerekiyordu ama birkaç denemem başarısız oldu. Ellerimdeki terden dolayı dokunmatik ekran algılamadı diye düşünsem de büyük ihtimalle yorgunluktan dolayı doğru noktayı tam isabet ettiremedim! Neyse ki Caner oradaydı ve tuşa basarak koşuyu sonlandırdı.


19 saat 19 dakika. 188.12 km. Foto: Cenk Ordu

KOŞU SONRASI

Koşu sırasında hep çok rahat göründüğümü söyleyenler oldu. Bu doğru değil. Sürekli çok zorlanıyormuşum gibi göründüğümü söyleyen de oldu. Bu da doğru değil. Zaten 19 saat boyunca yaptığım şeyden nefret ediyor olsam bunu yapamam. 19 saatin hepsini çok rahat geçirmişsem o zaman da kendimi yeterince zorlamamışım demektir ki, bu da tatmin edici olmaz. Bu uzunluktaki koşularda fiziksel ve zihinsel durumunuz saatlerce aynı kalmaz. Koşudan koşuya az çok değişmekle birlikte mutlaka en az birkaç defa dalgalanma yaşarsınız. Önemli olan bunların işin bir parçası olduğunu bilerek bu dalgalanmaları olabildiğince kontrol altında tutabilmek. İşler çok iyi gidiyor gibi gözükürken bunun sonsuza kadar böyle gitmeyeceğini bilerek vücudunuzun verdiği sinyalleri dinlemeli ve yaklaşan problemleri erken sezip önlem almaya çalışmalısınız. İşler kötü gittiğinde ise paniklemeden sorunun kökenini bulmak ve buna uygun doğru çözümü belirlemek önem kazanır. En umutsuz durumlarda bile eğer sakin kalıp doğruları yapar ve yeterince dişinizi sıkarsanız işlerin bir noktadan sonra tekrar iyiye gideceğine inanmanız gerekir.

Dışarıda koşmak ile bantta koşma arasındaki farklara gelince… Aynı yerde uzun süre koşmanın psikolojik zorluklarını ve saatler geçtikçe bazen ninni gibi gelen bazen de rahatsızlık vermeye başlayan motor sesini bir tarafa bırakırsam, bence önemli bir fark koşu bandında hızın hiç değişmeden sabitlenmesi. Dışarıda düz yolda da koşsanız hızınızda bilinçli veya bilinçsiz değişimler olur. Örneğin önünüzde biri koşuyorsa geçmek için bir süre hızlanırsınız veya bazen biriyle birlikte koşarken farkında olmadan yavaşlarsınız, yolda bir tümsek varsa üstünden atlarsınız vs. Sonuçta az da olsa adım aralıkları ve basış şekli değişir. Bantta ise hızı bir kere ayarladıktan sonra sürekli aynı hızda dönmeye devam ettiği için attığınız tüm adımların birbirinin aynısı olduğu gerçeği var. 

Bence bir başka zorluk beyninizi tam olarak kapatamamak. Yolda, düz bir zeminde koşarken çoğu zaman koştuğunuzu unutup düşüncelere dalıp gidersiniz ve zaman akıp gider. Bantta koşarken ise özellikle saatler uzadıktan sonra yanlış bir yere basıp düşmemek için beyninizin bir bölümünü sürekli dikkatli ve düzgün basmaya ayırmanız gerekebiliyor. Bu düşünce de zihninizi yorabiliyor. Son olarak, dışarıda koşarken kolunuzdaki saate bakmazsanız mesafeyi ve süreyi unutabilirsiniz. Bantta koşarken mesafe ve süre monitörde hep önünüzde, ister istemez gözünüz kayıyor ve sürekli aklınızı meşgul edebiliyor. Öte yandan bandın avantajları da var. Hızınızı tam olarak kontrol altında tutabilme şansınız var, beslenme konusunda daha esnek olabilirsiniz ve olumsuz hava şartlarına karşı daha korunaklısınız.  

Koşudan önce kafamda tabii bazı soru işaretleri vardı ama bilinmezlikler ultramaratonların doğasında var. Yaşanacakları önceden kestirememek bu sporu daha ilginç hale getiriyor. Bu koşudaki sorumluluğun da haliyle getirdiği ekstra bir stres vardı çünkü bu kadar kişinin verdiği emeğe ters bir şey yaşanmasını istemiyordum. Tüm bunları kendimi daha fazla motive etmek için kanalize etmeye çalıştım. Aslında 19 saat boyunca her hareketi mercek altına alınacak bir laboratuvar faresi gibi hissetmeye karşı kendimi hazırlamaya çalışmıştım ama yanımda bulunan organizasyon ekibi ve her saat benimle birlikte koşan dostlar bana bunu hissettirmediler. Yarışlarda kendi kişisel hedeflerinizi kovalamak da güzel ama yüzlerce kişinin bir ucundan tutup katkı verdiği böyle bir organizasyonun parçası olmak ve hep beraber ortak bir hedef doğrultusunda koşmak çok tatmin edici. Bütünün bir parçası olup elimden geleni yapabildiğim için kendimi şanslı ve mutlu hissediyorum. Emeği geçen herkese tekrar teşekkürler. 

Bantta tekrar böyle uzun bir koşu yapar mıyım? Bana anlam ifade eden bir hedef belirler ve bunun için yeterli motivasyonu bulursam neden olmasın? Aslında iyi, kötü, olumlu, olumsuz gibi kavramlar çoğu zaman kafamızda oluşturduğumuz yargılara dayanıyor ve nereden baktığımıza göre değişiyor. Tabii ki zorlukları var ama elinizden geleni yapmaya çalışırsanız en kısasından en uzununa kadar koşunun her türlüsünün kendine göre zorlukları yok mu? Öğrenmenin tek yolu arada sırada konfor alanından çıkıp sizi korkutan şeyleri denemek. Bu deneyimden sonra bantta koşma konusunda fikrim oldukça değişti. Buradan edindiğim tecrübeyle başka bir zamanda başka şartlar altında daha iyisini yapabileceğime inanıyorum.

19 saatlik canlı yayının tekrarını üç bölüm halinde aşağıdaki linklerden izleyebilirsiniz.

Birinci Bölüm


İkinci Bölüm


Üçüncü Bölüm



Organizasyon ekibi





4 yorum:

  1. Büyük iş başardınız tebrik ederim, neden ayran içiyorsunuz? Salt ayran mi bir şey karıştırıyormusunuz, ben ayranı ilk gördüğümde sponsorluk gereği sanmıştım

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Koşuda 4-5 litre arası yağlı ayran içtim. Herhangi bir şey karıştırmadım. Günlük hayatımda da çok bol yoğurt tüketirim. Ama onun da dışında uzun yıllardır low carb türü beslendiğim için böyle uzun koşularda fazla karbonhidrat almıyorum yoksa mide sorunları ortaya cikabiliyor. Yağlı besinler midemi rahatlatıyor. Tahin helvası yağlı olduğu için salt karbonhidrata göre daha rahat tüketebiliyorum. Tüm bunlar benim için doğru olan çok kişisel tercihler. Herkesin deneme yanılma yolu ile kendine uygun beslenmeyi bulması en doğrusu.

      Sil
  2. Sizi izlemek, sizinle ve size destek veren koşucularla birlikte koşmak öyle güzeldi ki. Bu organizasyon eve bayram havası getirdi, siz de ilham verdiniz, örnek oldunuz. Duygularınızı, düşüncelerinizi yazıya döktüğünüz için de ayrıca teşekkürler, her zamanki gibi çok güzel yazmışsınız. Aklımızda olan sorulara cevap vermişsiniz, biz de işin arka planında neler döndüğünü, neler düşündüğünüzü öğrenmiş olduk. Ayağınıza, kaleminize, yüreğinize sağlık hocam!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Katıldığıniz için ben teşekkür ederim. Hepimiz için farklı ve özel bir deneyim oldu.

      Sil