5 Ekim 2015 Pazartesi

Spartathlon 2015 Yarış Raporu

"There are no shortcuts to any place worth going.  
Gitmeye değer hiçbir yere kestirme yol yoktur."
Geçen sene Spartathlon'u 33 saat 47 dakikada bitirdim. Hedefim önce bitirmek, daha sonra 34 saat altında bitirmekti ve kâğıt üzerinde hedefleri tutturdum. Bu yönden bakınca her şey plana uygun gitmiş gözüküyor ama rakamlar gerçek hikayeyi tam olarak yansıtmıyor. Yarış raporunda da anlattığım gibi geçen yıl ilk 80K'dan sonra işler baş aşağı gitmeye başlamıştı ve neredeyse son 24 saat çok çeşitli problemler ile geçmişti. İplere yaslanmış bir boksör gibi devamlı yumruk yedim, defalarca yere düştüm. Tek yapabildiğim her defasında ayağa kalkıp devam etmekti ve ben de onu yaptım. Parkur bana dayak atmaktan yoruldu, ben yemekten yorulmadım da ancak o şekilde bitirmeme izin verdi.


Geçen seneki yarıştan sonra önümde iki seçenek vardı. Ya "öyle veya böyle bir şekilde hedefime ulaştım" diyecek ve kazanmışken masayı terk edecektim. Hani acemi birinin tavla oynarken tecrübeli birini bir kere yenip hemen masadan kalkması gibi. Bu gayet kolay bir seçenekti. Ya da bunun bir kerelik bir şey olmadığını, yine yapabileceğimi kendime ispat edecektim. Herkese bu sporda şansın yerinin fazla olmadığını, ne ekerseniz onu biçeceğinizi söyleyen biri olsam da yıl içinde bazı sorular beynimi kemiriyordu. Yarışı her düşündüğümde yediğim yumruklar aklıma geliyordu ve yine aynı duruma düşsem aynı dirayeti gösterip gösteremeyeceğimi düşünüyordum.

Tüm bunları öğrenmenin tek yolu bulunuyordu. Zaten bu sporda beni cezbeden en önemli faktörlerden biri korkularımla yüzleşme şansım. Dolayısı ile kafamdaki kuşkularla bir kez daha yüzleşmek için önümde harika bir fırsat vardı. Çünkü hepimiz bir şekilde başkalarını bazı şeylere inandırabiliriz ama kendimizi gerçekten inandırabilir miyiz? Asıl soru bu olmalı.

Bu kararı verdikten sonra önümdeki bir engel sene başında fiziksel durumumdaki belirsizlikti. Kasık fıtığı ameliyatı olmuştum ve Nisan sonundaki İznik 130K operasyondan sonraki ilk yarışım olacaktı. Dolayısı ile karar aşaması için belirleyici bir yarıştı. İznik için 17 Nisan Cuma günü evden çıkarken posta kutusunda büyük bir zarf buldum, Atina'dan geliyordu ve içinde geçen seneki yarışın videosunun olduğu DVD vardı. Bunu görmek bile nabzımı yükseltmeye yetmişti. İznik'e gittim ve yarış bittiğinde sadece ben değil, geçen seneki destek ekibindeki herkes harika yarışlar koştular. Suna ve Aytuğ yaş gruplarında dereceye girdi, Alessia 80K yarışını kazandı. Yarışın olduğu gün Atina'dan bu paketin gelmesi bir tesadüftü ama ben bunu bir işaret olarak görmeyi tercih ettim. Sonuçta hem performans hem de sağlık yönünden işler yolunda gitti ve İznik'ten 1 hafta sonra Spartathlon'a kesin kaydımı yaptırdım.

Yaz dönemi yoğun antrenmanlarla devam ettikten sonra Raidlight Aladağlar Sky Trail'de koşarken gögsümün üzerine kötü bir şekilde düştüm. Gögsümdeki ödemin geçmesi çok uzun zaman aldı. İlk iki hafta yatakta dönmekte bile zorlanıyordum.  Yarışta 2 hafta kala ağrılar oldukça azaldı ve bana sorun çıkarmayacağına ikna oldum. Son 1 ayki antrenmanlarım doğrusu ideal değildi ama bu tür yarışlara zaten son birkaç hafta çalışmayla hazırlanamazsınız. Yarıştan birkaç gün önceki yazımda da belirttiğim gibi bunlar bahane olamazdı. Daha önceki aylarda yapmam gerekeni yaptığıma ve bu parkurla mücadele etmek için hazır olduğuma 110% inanıyordum.


Ilgaz'ın geçen sene yaptığı eğim grafiği
Atina'ya ekipten 1 gün erken gittim. Spartathlon'da tüm dünyadan gelen katılımcılar birbirine birkaç yüz metre mesafedeki 6-7 otele yerleştiriliyorlar ve 6 gün boyunca Atina'nın deniz kıyısındaki Glyfada bölgesinde Olimpiyat köyü gibi bir aile ortamı oluşuyor. Bu yıl oda arkadaşım Danimarka'dan gelen 11 kişilik takımın üyesi Palle Sorensen idi. Geçen sene benim gibi ilk defa koşup 33 saatte bitiren, yarıştan sonra "bir daha asla" diyen ve tabii ki sözünü tutmayıp bir daha gelen biri. Bu tür yarışları koşanlar arasında dil, din, ırk gibi kavramlar anlamını yitiriyor ve toplumun başka kesimlerinde sık görülen önyargılara fazla rastlanmıyor. Tamamen farklı geçmişlerden gelen insanlar birkaç saat içinde sayısız ortak nokta bulabiliyorlar. Bu sebeplerle Palle ve Danimarka takımının diğer üyeleri ile birkaç saat içinde sanki yıllardır tanışıyormusuz gibi kaynaşmamız zor olmadı.
Danimarka takımı Spartathlon için yaptırdıkları buff'lardan birini bana hediye etti. 
Çarşamba sabahı kısa bir koşudan sonra kayıt işlemleri sırasında geçen yıldan birçok dostla karşılaşıp sohbet ettim ve Cuma sabahı başlayacak yarış saatini beklemeye koyuldum. Perşembe günü ekiple son toplantıları ve hazırlıkları yaptık, yarış brifingine katıldık. Geçen seneden birçok konuda tecrübe sahibi olduğumuz için bu kez işler daha az stresli oldu.

Cuma sabah 4:30. Alarm çalıyor ama Palle ile zaten bir süredir ayaktayız. Bana "Hazır mısın?" diye soruyor. Net ve kesin bir "Evet" cevabı veriyorum. "İşte duymak istediğim netlikte bir cevap!" diyor. Bu yıl gece 10'dan 3'e kadar kesintisiz uyuyabiliyorum, geçen seneye göre en az iki kat daha fazla.

Saat 5'te indiğim otelin kahvaltı salonu koşuyla ilgili tüm beslenme mitlerini çürütüyor. Sadece yoğurt yiyenlerden tutun, bir kâse reçel ile yarım ekmek bitirenlerden sadece yumurta ve yağ yiyenlere kadar her telden bir beslenme yelpazesi var. Bu insanların hepsi kendi ülkelerinin en iyileri arasında, birisinin doğru birisinin yanlış yaptığından bahsetmek mümkün değil. İşin gerçeği, bu işte tek bir doğru aranmaması gerektiği. Herkes bir şekilde kendi doğrusunu bulmuş. Ben her zamanki gibi ekmek, peynir, zeytin, Türkiye'den getirdiğim tahin pekmez ve çaydan oluşan klasik kahvaltımı yapıyorum.

Göz açıp kapayıncaya kadar saat 6:30 oluyor ve otobüslerin getirdiği koşucular ile Acropolis'in önündeyiz. Suna, Aytuğ ve Melike ile fotoğraf çektirip birbirimize son hatırlatmaları yapıyoruz. Biraz sonra benim için olduğu kadar onlar için de 36 saatlik bir ultra başlayacak.

Onlara tuvalete gideceğimi söyleyip hızlıca Acropolis'in üst taraflarında sakin bir bölgeye çıkıyorum. Birkaç dakika gürültü ve kalabalıktan uzaklaşıp  sessiz sakin bir yerde kalmaya ihtiyacım var. Hava yavaş yavaş ağarmaya başlarken görebildiğim kadarıyla önümdeki yola bakıyorum. Bu yarışa ve parkura büyük saygı duyuyorum, kafamda cevap bekleyen bazı sorular var ama bunlar korku değil. Tam tersine bütün bir yıl boyunca bunlarla yüzleşmek için bu anı beklediğimi kendime hatırlatıyorum. Şimdi elimde bu cevapları bulmak için bir fırsat var ve sonuç ne olursa olsun güzel bir mücadele olacak. Evet, yine çok yumruk yiyeceğim, yine yere düşeceğim ama önemli olan yerden kalkmaya devam edebilmem. Babe Ruth'un sözündeki gibi, "It's hard to beat a man who NEVER gives up - ASLA pes etmeyen birini yenmek zordur." Parkurun işini olabildiğince zorlaştırmaya kararlıyım.

Aytuğ, Melike, Suna ile starttan hemen önce.

Hemen sağımda yarışı kazanacak olan Alman Florian Reus. 
YARIŞ 0-80K

Herodot'un belgelerine göre Milattan önce 5. yüzyılda Perslerin Atina'yı tehdit etmesi sonucu, Yunanlılar en iyi savaşçı atletleri Pheidippides'i yaklaşık 250 km uzaklıktaki Sparta şehrine gönderip Sparta Kralı Leonidas'tan yardım isterler. Yine Herodot'un kayıtlarına göre gün ağarırken yola çıkan Pheidippides ertesi gün güneş batmadan Sparta'ya ulaşır ve mesajı iletir. 1982 yılında İngiliz John Foden ve arkadaşları tarafından yapılan test koşusundan sonra, her yıl olduğu gibi bu yıl da tüm dünyadan gelen 400 koşucu, 33. kez Atina'dan Sparta'ya 36 saat içinde ulaşarak bu mitin doğruluğunu ispatlamaya çalışacak.

Yarış her seneki gibi tam zamanında start alıyor. Bir kere bile koşmuş olsanız tecrübe önemli faktör. Acropolis'in kaldırım taşlarından inip Cuma sabahı işlerine yetişmeye çalışan Atina'lıların arasından geçerken her şey geçen sene bıraktığım gibi. Sanki hiç buradan ayrılmamış gibiyim. Belki de ayrılmadım çünkü bütün yıl kafam buradaydı. Bu yıl en büyük fark havanın çok daha sıcak ve nemli olması. Güneş yeni doğmuş olmasına ve rahat bir tempoda koşmamıza rağmen çabuk terliyorum ve her fırsatta kafamdan ve boynumdan aşağı bir miktar su döküyorum. Ama sıcak için antrenmanlı ve hazırlıklıyım, bu (henüz) beni fazla endişelendirmiyor.

İlk 15k sakin ve sorunsuz geçiyor. Çoğu yerde en sağ şerit kapatılmış, trafik polisleri kavşakları tutmuş. Geçen seneden tanıdık yüzlerle kısa kısa sohbetlerle koşarken önümde koşan biri geri dönüp elimi sıkıyor. Yunanistan'dan Nikos olduğunu ve geçen seneki ingilizce yarış raporumu okuduğunu ve ilk kez katılan kendisi için çok faydalı olduğunu söyleyip teşekkür ediyor. İngilizce yarış raporu hem resmi Spartathlon sitesinde hem de yarışın medya destekçisi advendure.com'da 1 yıldır yayınlandığı, ultra forumlarında link verildiği ve arama motorlarında en önlerde çıktığı için blog tarihindeki en çok okunan  yazı oldu. Dolayısı ile hem yarış öncesinde hem de yarış sırasında ilk kez gördüğüm birçok kişi ile sohbet ederken beni geçen yıldan tanıdıklarını söylemeleri sürpriz oldu. 15-20dk birlikte koştuktan sonra Nikos giderek hızlanıyor ve ayrılıyoruz. O zaman bilmiyorum ama Yunanistan'ın en hızlı ultracılarından biri olduğunu sonradan öğreneceğim.
Nikos ile 25.km civarlarında bir yerlerde

Okulların önünden geçerken öğrenciler koşanlara destek veriyor. 
Yarı maraton civarında her yıl olduğu gibi bizleri coşkuyla karşılayan okul çocuklarının arasından geçtikten sonra ilk maratonu 3:45'de bitiriyorum. Geçen sene ile birebir aynı. Burada ekip ile ilk temasımızı gerçekleştiriyoruz. Fazla durmak için sebep yok, 45-60sn'lik bir soluklanmadan sonra tekrar yola çıkıyorum. Geçen yıl bu bölümde şiddetli bir sağanağa yakalanmıştık, bu yıl güneş iyi yakıyor. İkinci maratonda yer yer uzun iniş çıkışlar var ve vücut ısımı yükseltmemek için zorlanmaya başladığım anlarda kısa yürüme molaları veriyorum. Acelem yok, ilk 80K'yı sakin koşup 8 saat civarında geçmemin yeterli olacağını planlamıştım. Bu da bu noktadaki 9:30'luk zaman limitinin oldukça önünde.

İlk bölümlerde yapacak pek iş olmayınca ekip kendine eğlence buluyor. 
İlk maraton bitti, hızlı bir pit stop ve yola devam. 


50 ile 65. km'ler arası psikolojik olarak zor bölüm. İlk hedef olan 80K'ya daha var ve buraya ulaşsanız bile yarışın geneli için oldukça kısa bir mesafe. Güneşin de artık tam tepeye çıktığı bölümler, asfalttan yansıyan sıcak insanın enerjisini emiyor. Buralarda kemerimde taşıdığım ufak kâğıttaki sözlere bakıp kafamda tekrar ediyorum. Bruce Lee'nin bir sözü. "Do not pray for an easy life, pray for the strength to endure a difficult one. - Kolay bir hayat yaşamayı dileme, zor bir hayata dayanmak için yeterli güce sahip olmayı dile".

Yarıştan önceki gece buna benzer 15 tane söz yazıp ekibe iletmiş ve içinden rastgele birini beni gördükleri istasyonlarda vermelerini söylemiştim. Spartathlon'da yarış boyunca müzik dinlemek kurallara aykırı olduğu ve geçen sene bunun çok sıkıntısını çektiğim için kafamı meşgul etmek için bu şekilde bir yöntem düşünmüştüm. Tesadüfe bakın ki, aynı şeyi Kerem ve Ilgaz da düşünmüş ve ufak kâğıtlara aynı şekilde yazdıkları sözleri Suna ile gönderip bana sürpriz yapmışlar. Dolayısı ile her istasyonda ikişer tane farklı söz alıp bir süre bunlarla kafamı meşgul ediyorum.

40 dakikalık zor bir zihinsel dönemden sonra işler yoluna giriyor ve  77. km'de meşhur Corinth kanalı üzerindeki köprüden geçtikten sonra 7:47'de yarışın kritik noktalarından Corinth 80K istasyonundayım. Geçen seneden 2 dk daha yavaş ama bu seneki sıcak ve nem düşünülünce şüphesiz daha başarılı. Biraz hızlı mı geldim diye düşünüyorum ama durumum geçen seneden çok iyi. Geçen yıl burada quad'larım taş kesilmeye başlamştı, bu yıl gayet iyi durumdalar. Bir tuvalet molasının ardından çorba içip biraz pilav yedikten sonra gitmeye hazırım. 2 maraton bitti, kaldı 4 tane.

80K Corinth. Destek ekibi ciddi bir iş. Fotoğraf: Pavlos Diakoumakos
80-160K

Bundan sonra zeytin ve üzüm agacları arasından giden sakin ve sessiz yollara giriyoruz. Saat 15:00 civarı ve yarış başından beri istasyonlarda bulunan kovalardaki süngerleri kullanarak tepeden tırnağa yıkanıyorum. Havanın serinlemeye başlamasına 2-3 saat kaldı, biraz daha dişimi sıkmam gerek. 100.km geçiş zamanı 10 saat 17 dakika. 3 haneli rakamlara ulaşmak birçok yarışta motive edici bir andır ve yarışın sonunu yavaş yavaş hissetmeye başlarsınız. Spartathlon'da yarışın yarısı bile olmadığı için pek bir şey ifade etmiyor. Nasıl maraton koşarken 16. km'ye geldim diye havalara uçmuyorsanız burası da gereğinden fazla sevinmek için çok erken.


Akşamüstü saatleri, 105.km civarları
Kısa süre sonra yaklaştığım köydeki çocuklar her sene olduğu gibi ellerinde kâğıt kalem tüm koşuculardan imza istiyorlar. Duraklayıp imza vermek biraz kafamı dağıtıyor. İşte hava da sonunda serinlemeye başladı. Sonraki istasyon 112. km'deki Halkion köyü. Burada kafa fenerimi ve ince rüzgârlığımı alacağım. İstasyona giden son kilometrede sert bir yokuş var, hızlı şekilde yürürken sağ tarafta duran 60'lı yaşlarda biri dikkatimi çekiyor. Ben bu adamı bir yerden tanıyorum, yüz yüze değil ama internetten. 20 metre daha ilerledikten sonra kim olduğunu hatırlıyorum. Geri dönüp yanına gidiyorum..

-Seppo?
-Evet?

Elimi uzatıp, "Beni tanımıyorsunuz ama sizinle tanışmak benim için büyük bir onur" diyorum. El sıkışırken "Seni hatırlıyorum, geçen sene de gelen Türk'sün değil mi?" diyor. "Evet" diyorum.

Seppo Leinonen Finlandiyalı bir ultramaraton efsanesi. Spartathlon'a  1985'den beri 25 kez katılan ve 15 kez bitiren gerçek anlamda bir efsane. Bu sene Finlandiya'dan katılan bir kadın koşucuya destek vermek için burada. Teşekkür edip ekiple buluşuyorum. Kafa fenerimi ve rüzgârlığımı alıp bir şeyler yerken Seppo yanımıza gelip, çok zamanım olduğunu söylüyor ve avucunun içi gibi bildiği önünüzdeki bölümle ilgili bilgiler vererek tavsiyelerde bulunuyor.  Bu arada fırsatı değerlendirip fotoğraf çektiriyoruz. Bundan sonra yarış sonuna kadar birkaç istasyonda daha karşılaşacağız ve yine değerli tavsiyelerinden faydalanacağız.

Seppo Leinonen gibi bir efsaneyi de ekibe dahil ettik. Ağzımda yemekle yakalandım. Fotoğraf: Suna
İstasyondan çıkarken moralim yarış başından beri olduğu gibi yüksek. Bu yıl çok daha sakin olacağıma, ikide bir saate ve hıza bakmayacağıma dair kendime defalarca telkinde bulunmuştum ve bunu da uyguluyorum. Sadece durumu analiz edebilmek için geçen seneki büyük istasyonlardaki zamanlarım hafızamda (42k -3:45, 80K - 7:45, 123K - 13:45, 160K - 19:55, 200K - 27:10).  Moralim iyi ama bu her şeyin sorunsuz olduğu anlamına gelmiyor. Yarış başından beri çok fazla su içmeme rağmen sadece bir kez çiş yapabildim ve vücuttaki bu suyu bir türlü atamıyorum. Vücut sıcakta yüksek efor sarfedince savunma mekanizması olarak suyu tutuyor, midem cumbul cumbul, hiçbir şey yemek istemiyorum, yediklerimi sindirmekte büyük sıkıntı yaşıyorum. 

Fenerin ışığında hafif eğimli ve dönerek tırmanan bir yolda ilerlerken dolunay var ama kısa süre sonra hava bulutlanmaya başlıyor. Brifingde geceyarısındaki dağ tırmanışından itibaren şiddetli yağmur ihtimali olabileceği konusunda yapılan uyarı aklıma geliyor. Doğrusu kendimi sıcağa şartlandırdığım için çok fazla dikkate almamıştım ama geceyarısı işin ciddileşeceğini fark etmeye başlıyorum. Neyse ki her türlü malzemem var. Yarışın orta noktası olan 123.3K'daki Ancient Nemea istasyonuna 13 saat 20 dk'da geliyorum, geçen seneye göre 25dk daha hızlı. Bu yarışın kolay kısmı, esas tırmanışlar ikinci yarıda başlayacak. Bacaklarım gayet iyi ama midem giderek kötüye gidiyor. Yarış başından beri hiç jel ve türevleri yemedim. Sadece istasyonlarda meyve, kola gibi atıştırmalıklar, ekmek, peynir, helva ve 80K'daki çorba ve pilav. Bu mide sorununun sebepleri (bir tanesi sıcaklık ama tek sebep o değil) yarış sonunda analiz edilecek, şimdi bu durumdan bir çıkış yolu bulmam gerek.

123k - 140K arası çok zor geçiyor. İstasyondan Büyük Britanya milli takımının tecrübeli üyelerinden İskoç Sharon Law ile birlikte çıkıp konuşarak gidiyoruz ama bir süre sonra arkada kalmaya başlayınca devam ediyorum (daha sonra yarışı bıraktığını öğreneceğim). Doğrusu biraz sohbet etmeye ihtiyacım vardı ama bu yarışı bitirmek istiyorsanız kendi yarışınızı koşmanız gerek. 140K istasyonuna giden son birkaç kilometrelik sert iniş bacakları iyice zorluyor. Burası geçen sene var mıydı diye düşünüyorum. Tabii ki vardı, algıda seçicilik. Yarışın son bölümlerinde o kadar büyük acı çekmişim ki buraları tamamen hafızamdan silmişim.

Parkuru önceden koşmanın ve neyle karşılacağınızı bilmenin mutlaka avantajları var. Ama bu iki yüzü keskin bir bıçak. Eğer işler iyi gitmiyorsa ve kendinizi kötü hissediyorsanız, ileride daha ne kadar zor yerler olacağını ve ne kadar çok acı çekeceğinizi bilerek devam etmek bir o kadar zor.

123K'da olduğu gibi 140K istasyonunda da yaklaşık 25dk zaman kaybediyorum. Destek ekibini endişelendirmeye başladığımın farkındayım ama yemek yiyemediğimden dolayı midemin kendine gelmesi için istasyonlarda durmam gerekiyor. Biraz ekmek peynir, biraz kola, gerisi boşa geçen dakikalar. İzafiyet teorisi böyle bir şey olsa gerek, koşarken bazen 5dk bir saat gibi gelirken oturduğunuz anda ne olduğunu anlamadan 20 dk gidiyor.

149K Lyrkia istasyonu uzun tırmanışın başlayacağı istasyon. Buradan 160K'ya kadar yoldan tırmandıktan sonra 160K'da patikaya girip Sangas zirvesine çıkacağım. 149K yarışta kendimi en kötü hissettiğim istasyon, midemi birisi matkapla oyuyor gibi. Saatlerdir düzgün bir şey yiyemediğim için enerjim giderek azalıyor ve uyku basıyor. Tuvalete gidiyorum ama deneme başarısız oluyor. Bu halde tırmanışa başlamak istemiyorum ve midemin düzelmesi için biraz beklemeye karar veriyorum. Burada masaj hizmeti de var ve bacaklar genel olarak iyi durumda olmasına rağmen boş boş bekleyeceğime masaj yaptırıyorum.

İstasyondan çıkarken kafamdaki düşünce bundan sonrasının aynı geçen seneki gibi zor geçeceği yönünde. Bana bir şey söylemiyorlar ama ekip de kendi arasında aynı şeyi düşünmüş, onlar da buradan sonra 35 saatlik bir yarışa kendilerini hazırlamışlar. İstasyondan çıkarken Suna'nın verdiği kâğıda bakıyorum, Ann Trason'ın ünlü sözü: "It never always gets worse - Asla her zaman daha kötüye gitmez". Tam da duymaya ihtiyacım olan şey. Bir yerden sonra işler iyiye dönecek, en azından daha kötüye gitmeyeceği bir noktaya gelecek. Bu noktaya kadar dayanacağım. Bacaklarım iyi, midem düzelirse durumu tersine döndüreceğimi biliyorum.


Zor saatler. Mide kötü. Hareketsiz halde boşa geçen dakikalar...
160K'ya kadar uzun tırmanış başlıyor, buranın hepsini geçen sene olduğu gibi hızlı şekilde yürüyorum. Enerjisi olan için koşulabilir bir eğim ama daha yarışın sonuna 100K varken 10-15dk kazanmak için bu halde gereksiz bir risk olur. 19 saat 22 dakikada 160K'daki Mountain Base istasyonuna ulaştığımda hava iyice bozmaya başlıyor, koşmadığım yerlerde ince rüzgârlık yetersiz gelmeye başlıyor. Geçen sene burada neredeyse 45-50 dk zaman kaybetmiştim. Bu kez en çok 10-15dk içinde çıkmak istediğimi ekibe söylüyorum. İçliğimi giyip beremi takıyorum, yanıma eldiven ve buff alıyorum. Çorbamı içerken saate bakıyorum, 5dk içinde çıkarsam geçen seneye göre neredeyse 1 saat önce ayrılmış olacağım.

160K -172K

Tabii her zaman olduğu gibi evdeki hesap dağa uymuyor ve ne olduğunu anlamadan yanımdaki kutuya içimi boşaltıyorum. 2 dakika içinde tam 4 defa. Ta ki içimde hiçbirşey kalmayana kadar. Deja vu. Hayatımda katıldığım yarışlarda sadece iki defa kustum, ikisi de bu yarışta, ikisi de aynı bölümde. Bilmiyorum burada ne var. Midem sonunda rahatlamış gibi. Zirveye çıktıktan sonra yemek için Suna yanıma biraz ekmek peynir veriyor. Sonunda beklenen yağmur da yağmaya başladı. Kusmamın bir faydası belki beni orada 10dk daha fazla tutarak yağmurluğumu almamı sağlaması. Yoksa yağmur başlamamıştı ve rüzgârlıkla gitmeyi düşünüyordum.

Dağ tırmanışının başı Photo: Spartathlon.com
Mountain Base, 160K. Çorbadan birkaç yudum aldıktan sonra içindeki her şeyi sağımdaki kutuya çıkaracağım. 
Geçen sene dağ tırmanışı çok zor gelmemişti, bu sene bacaklarım çok daha iyi ama boş mideyle zor çıkıyorum, yer yer birkaç saniye durup soluklanıyorum. Kararımı çoktan verdim, 172K'daki Nestani'ye kadar son enerjimi kullanıp burada 20-25dk yatacağım, bu şekilde son 80km'yi gitmek istemiyorum. Zirve deniz seviyesinden yaklaşık 1200m yukarda. Burada yağmur sertleşiyor, ciddi bir rüzgâr var ve durduğunuz anda soğuk içinize işliyor. Özellikle bütün gün yakıcı güneşin altında kaldıktan sonra bu şartlar vücudu sersemletiyor. Bu da birkaç saat içinde birçok kişinin yarışı bırakmasına sebep olacak.

Zirvedeki küçük çadırda normalde oturmamam lazım ama bundan sonra 10km'lik çoğu koşulabilecek bir bölüm var. Isınmak için koşmam, koşmam için enerji almam gerek. Yanımdaki ekmek peyniri yiyemiyorum, suyla karışık iki bardak kola içip gözüme güzel gözüken susamlı ve yağlı bir bar yiyorum.

Dağdan iniş teknik değil ama kaygan, büyük çoğunluk yürüyor. Ben çok zorlanmadan koşabiliyorum, önümde iyi koşan biri daha var, ona takılıyorum. Bir süre sonra yan yana inerken bu inişin daha ne kadar süreceğini soruyor. İlk kez katıldığını oradan anlıyorum. Beraberce aşağıya kadar iyi bir hızda ve birçok kişiyi geçerek iniyoruz. Tekrar yola çıktıktan sonra kendini tanıştırıp Yunanlı Thanasis olduğunu söylüyor. 16 yaşında ülkesinin 100m sprint milli takımına girdiğini, Atina Maratonu'nda 2:43 koştuğunu ve son yıllarda uzun yol ultralarına katıldığını anlatıyor. Uzun bir aradan sonra kendime yakın hızda biriyle konuşarak gitmek psikolojime çok iyi geliyor. Koşabildiğimiz için şiddetlenen yağmur problem olmuyor ama koşamayanların bu bölümde büyük sıkıntı yaşadığını yarış sonunda öğreneceğiz. Nestani 172K istasyonuna kadar birkaç ufak tırmanış dışında neredeyse bütün yolu koşarak gayet iyi tempoyla geliyoruz. Zaman limitinden 3 saat ilerdeyim ve burada yarım saat yatma planımı uygulamaya kararlıyım.

İlk defa bir yarışta uyumaya çalışacağım. Burada makarna ve patates var, planım yiyebildiğim kadar yiyerek yatmak ve bu arada midemin hazmetmesini sağlamak. Öyle de yapıyorum. Tabii vücut 21 saat yüksek devirde çalıştıktan sonra tek bir işaretle şarteli indiremiyor. 25dk boyunca uykuya dalamıyorum ama en azından gözüm kapalı şekilde uzanıyorum.Toplamda hareket etmeden geçen yaklaşık 37dk daha ama geri kalan bölümde bana daha fazlasını kazandırabilir. Yeterli vaktim var, sorun etmiyorum.

Thanasis ile Nestani'ye girerken. Hayır, hayalet görmedik, biraz yorulmuşuz. 
172K - 246K

İstasyondan çıkarken saat sabah 5:10 suları. Günün ağarmaya başlamasına yaklaşık 1.5 saat var. Buradan sonra yaklaşık 25km neredeyse düz bir yolda gidilecek sonra 5km sürecek büyük tırmanış başlayacak. Düz yolda olabildiğince zaman kazanmaya niyetliyim, zaten bir süre hareketsiz kaldıktan sonra yağmur altında ısınmak için koşmaktan başka çarem de yok. Parmaklar ve tırnaklar için aynı şeyi söyleyemem ama bacaklar gayet iyi.

186K'ya kadar tek başıma çok kısa yürüme molaları ile bütün yolu koşuyorum. Böylece Nestani'de yattığım zamanın önemli kısmını geri kazanıyorum. Yarış başından beri 24 saat geride kalırken gün ağarmaya başlıyor. Yaklaşık 60K yolum var. Geçen seneye göre çok sakinim ve her geçen kilometrede kendime güvenim artıyor. Her şey yolunda giderse 8-11 saat içinde bitireceğimden kuşkum yok. Evet finişe hâlâ çok uzun zaman var ama geçen seneyle aradaki fark, hareket etmeye devam ettiğim sürece bitireceğimi bilmem.

Bu rahatlık ekiple iletişime de yansıyor. Geçen sene kendi durumumdan başka hiçbir şeyi gözüm görmüyordu, onların kafasına taş yağsa haberim olmazdı. Bu yıl her şeyin farkındayım, hatta durumlarına biraz acıyorum, ikide bir gidin uyuyun vs. diyorum.

Sabah oldu. Yeni bir gün, yeni umutlar. İyi koşuyorum, herkesin keyfi yerinde. 
198K'da yaklaşık 5km sürecek uzun tırmanış başlıyor, burası ilk sıralarda bitirenler dışında hemen herkesin hızlı şekilde yürüdüğü veya çok kısa bölümlerde koştuğu bir tırmanış. 200K geçiş zamanım 26:05. Geçen seneden 1 saat daha hızlı. Ama zamandan daha önemlisi fiziksel ve mental açıdan çok daha iyiyim. Geçen sene bilmediğim bir parkurda bilinmeyene dalmıştım. Bu yıl beni neyin beklediğini biliyorum, fiziksel acıya da zihinsel zorluğa da hazırlıklıyım.

Yokuşun son bölümünde önümde yürüyen tanıdık biri var. 172. km'de ayrıldığımız Thanasis. Doğrusu çok kötü gözüküyor, quadlarının iflas ettiğini, koşamadığını söylüyor. Yüz ifadesinden aklından geçenleri anlıyorum. Geçen sene aynı durumda olduğumu, zor olacağını ama buradan sonra asla bırakmamasını, bitirdiğinde her şeye değeceğini söylüyorum. Hatta yanından ayrılmadan önce bırakmayacağı konusunda söz verdirip yarıştan sonra görüşmek üzere anlaşıyoruz.

Birkaç kilometre koştuktan sonra tanıdık bir yüze daha rastlıyorum. 20 kişilik Amerikan takımının lideri Andrei Nana bu yıl üst üste üçüncü kez bitirmek için koşuyor. Geçen seneden beri tanıdığım Andrei bu yarışın birçok müdavimi gibi sıra dışı bir kişilik. Koşmaya henüz 2011 yılında başlıyor ve girdiği ilk yarış bir 100 mil yarışı oluyor. Bu yarışı bitiremiyor ama bundan sonra sadece 100 mil ve üzeri yarışları koşmak ve başladığı her yarışı bitirmek için kendisine söz veriyor. Sözünü de tutuyor. Başarısız olan ilk yarışından sonra içinde iki tane Spartathlon da olmak üzere üst üste 23 tane 100 mil ve üzeri yarışı bitiriyor. Bu yıl 30 saat altında bitirmek için haftada 150-200 mil koşarak hazırlandığını anlatıyor. Zaman hedefi tutmayacak ama üçüncü kez bitireceği kesin. Amacı en fazla kez Spartathlon bitiren Amerikalı olmak.

Andrei ile çok iyi bir ekip oluyoruz ve yaklaşık 20km boyunca tırmanışlar hariç her yeri hiç de fena olmayan bir hızda koşarak ve sohbet ederek ilerliyoruz. Geçen sene quadlarımın acısından koşamadığım yokuş aşağılarını bu yıl koşabildikçe keyifleniyorum. 220km koştuktan sonra "keyiflenmek" doğru bir ifade mi bilmiyorum ama bu aşamadan sonra yaşamaktan nefret etmediğiniz her saniye insanın keyiflenmesi için yeterli. Midem süper değil ama koşmamı engelleyecek kadar kötü de değil. Yarışın son 50km'sinde yediğim tek şey kola, ekmek, helva ve sanırım bir istasyonda bir bardak çorba. Belki de bazı şeyleri basit tutup gereğinden fazla komplike hale getirmemek lazım.

Son 15-16km kalırken saate bakıyorum, eğer bu bölümü 95-100dk'nın altında koşabilirsem 31:30 altında bitirme ihtimalim var. Yarış öncesinde hayal bile etmediğim bir zaman. Andrei ile bunu paylaşıyorum ve hızlanıp şansımı deneyeceğimi söylüyorum. Sparta'da görüşmek için el sıkışıp ayrılıyoruz. Son 15km'nin ilk yarısında önümde başka bir efsane koşuyor. 12. kez bitirmeye koşan Polonyalı Malinowski. Onunla yüksek bir tempoda koşarak birçok kişiyi yakaladıktan sonra kendimi iyi hissedince biraz daha hızlanıyorum.  233-243K arasında iki defa bir şeyler yemek ve tişört değiştirmek için istasyonlarda durmama rağmen 10K'yı 52 dakikada koştuğumu yarış sonunda öğreneceğim. Evet, yokuş aşağı ve size pek hızlı görünmeyebilir ama izin verirseniz bunu en iyi 10K performansım olarak deklere etmek istiyorum!
236K'daki istasyona gelirken.
Checkpoint 72, galiba gerçekten az kaldı.
Geçen sene buralarda acıdan en fazla birkaç yüz metre koşup yürümek zorunda kalıyordum. Bu yıl durum 180 derece farklı ve geçen senenin acısını çıkarırcasına koşuyorum. Şehre girdikten sonra finişe son 3km kala 31:30'u garanti altına aldığımdan emin olup rahatlıyorum. Artık sakinleşip bu anın tadını çıkarma zamanı. Sparta'ya gelişimi alkışlar ve kornalarla kutlayan halkın arasından giderken bisikletli çocuklar geçen sene olduğu gibi finişe götürmek için yanıma geliyorlar.

Önce bir sağa dönüş, 400 metre sonra bir sağ daha. Artık önümde 500m'lik son düzlük var, heykel ve bayraklar ileride görünüyor. Sparta halkı caddeleri doldurmuş, kafelerdeki herkes ayakta. Biraz sonra Aytuğ'dan bayrağımı alıyorum ve çocuklarla beraber son metreleri koşarak 31:20:24'de Kral Leonidas'a mesajı ulaştırıyorum. Evrotas nehrinden gelen sembolik suyu içip tacımı takıyorum.

En az geçen seneki kadar özel ve en az onun kadar güzel anlar.



Heykelin altında "Molon Labe" yazıyor. "Gelin ve Alın" şeklinde çevrileblir. Anlamı şu: Son derece güçlü olan Pers ordusu savaş sırasında 300 kişilik Sparta ordusuna mesaj gönderip tüm silahlarını bırakmalarını ve onlara teslim etmelerini isterler. Kral Leonidas da onlara bu mesajla karşılık verir: "Molon Labe!". Tarihte bu söz başkaldırının ve karşı koymanın sembolü haline gelir. 



Finişteki sağlık kontrolünde ilk kutlayanlardan biri Seppo Leinonen. 
Yarışta Aytuğ'un Ambit 3 Peak'ini kullandım. 1 second recording modunda, koşarken iki defa 40'ar dakika kadar portable charger ile şarj ettim. 
Yarıştan sonra bacaklarım göreceli olarak iyiyken parmaklarım ve tırnaklarım kıyma makinesinden geçmiş gibiydi. Bunun dışında midemde bulantı vardı ama o da bir süre uzandıktan ve gerçek yemek yedikten sonra düzeldi. Otelde duş aldıktan sonra akşamüstü 17:30 gibi yani zaman limitine 1.5 saat kala yemek için Aytuğ'la beraber finişe 100 metre uzaklıktaki bir restorana geldik. Her sene yarışı bitirenlerin 50%'si son 2 saat içinde (17:00-19:00 arası) geldiği için bu aslında en güzel zamandı. Böylece oda arkadaşım Palle başta olmak üzere geçen seneden ve bu yıldan tanıdığım birçok kişinin duygusal finişine şahit olarak özel anlar yaşadım. 205. km'de ayrıldığımız Yunanlı Thanasis de büyük acılar çekmesine ve neredeyse 35 saat sürmesine rağmen sözünü tuttu ve bitirmeyi başardı.

Spartathlon'da yarış Cumartesi akşamı bitiyor ama kutlamalar iki gün daha devam ediyor. Pazar günü Sparta Belediye Başkanı'nın koşucuların onuruna verdiği öğle yemeğine katıldıktan sonra Pazartesi gecesi Atina'da yemekli resmi ödül töreninde sertifika ve madalyalarımızı aldık.




2015 Türk Spartathlon Takımı Leonidas'ın huzunda: Aytuğ, Aykut, Melike, Suna
Yarışı 3 defa kazanan, tarihteki en hızlı 10 zamandan üçüne sahip olan Ivan Cudin'le beraber. 
Yarışı değerlendirdiğimde, planıma sadık kaldım ve geçen seneden daha hızlı başlamadım. İlk 80K geçen seneyle birebir aynı gittim. 123K'yı geçen seneden sadece 25dk hızlı geçtikten sonra 200.km'de geçen seneden 1 saat hızlıydım. Bundan sonra bitirmeyi garanti altına aldıktan sonra son 50km'yi gerçekten güçlü giderek geçen yıldan 2.5 saat hızlı bitirmeyi başardım. Zaten son bölümdeki güçlü finiş de yarışın ilk yarısında aptalca bir şeyler yapmadığımı tasdikliyor. Ancak ikinci 80K'da mide problemleri yine çok başımı ağrıttı. Bunlar işin parçası ve neden olduğu konusunda bazı teorilerim var. Aslında yarıştan sonra konuştuğum büyük çoğunluk benzer mide problemlerini yaşamıştı ve bunu ilk günkü aşırı sıcaktan sonra gece yarısı dağda soğuyan havaya ve yağan yağmura bağlayanlar çoğunluktaydı. Bunun faktörlerden biri olduğunu düşünsem de bana özel olabilecek beslenme ile ilgili faktörleri biraz daha analiz etmem gerek.

Kontrol noktalarında yarışta bulunduğum sırayı aşağıdaki grafikte görebilirsiniz. Bu da aslında yarışta yaşadıklarımı gayet güzel özetliyor. Stabil ve plana uygun giden bir 80k'dan sonra 160k'ya kadar giderek kötüleşen bir durum, 172k'da uzun süre yatmama rağmen daha sonra kesintisiz koşabildiğim için 195k'ya kadar iyileşme süreci ve son 50K'da çok güçlü bir finişle 43. sıraya kadar yükselmem. Bu yarışın katılımcı kalitesini göz önüne alınca bunun hayatımdaki en güçlü yarış sonu olduğunu söylemem sanırım pek yanlış olmaz.
Kontrol noktalarında yarıştaki sıralamam.
Ambit 3 ile kaydettiğim tüm yarışı aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.
Strava Linki 

Tabii bu sonuç asla "bu yarışı çözdüğüm" anlamına gelmiyor. Hata affetmeyen bu parkura son derece büyük saygı duyuyorum ve her yarış daha önce ne yaptığınızdan bağımsız olarak sıfırdan ve yeniden başlıyor. En ufak ciddiyetsizlikte kendimi dışarda bulabileceğimi gayet iyi biliyorum. Öte yandan iyi ve doğru hazırlandığım zaman bitirmek hatta iyi bir şekilde bitirmek için şansımın olduğunu kendime kanıtladığım için mutluyum.

Bu yarışta bana destek olan Suna, Aytuğ ve Melike'ye tekrar özel bir teşekkür. Yarış öncesi ve esnasında destek olan tüm dostlarıma da aynı şekilde. Özellikle Suna ve Aytuğ iki yıl üst üste bu ortamı soluyarak yarışın ruhunu artık benim kadar iyi öğrendiler. Öte yandan bu yarışta yüzlerce gönüllü hizmet veriyor ve birçoğu 10-15 yıl veya daha fazla süredir aynı istasyonda görev alıyorlar. Bu şekilde herkes kendi istasyonunda büyük bir gurur ve sorumluluk bilinciyle hizmet veriyor. Umarım biz de kendi yarışlarımızda böyle bir geleneği oturtabiliriz.

Gelecek sene mi dediniz?

Şimdiden sormayın, şu kadarını söyleyeyim: Yarın ne olacağını kimse bilemez ama eğer elim ayağım tutarsa, bu sporda sevdiğim her şeyi içinde barındıran, organizasyonundan katılımcılarına kadar benimle aynı değerleri paylaşan insanların olduğu bu yarışa koşucu, destekçi veya gönüllü olarak ileride mutlaka katılacağımı biliyorum.

Evet, gitmeye değer hiçbir yere kestirme yol olmadığı gibi Atina'dan Sparta'ya da kestirme bir yol yok. Önce hâyâl etmek sonra iyi şekilde hazırlanmak, planlama yapmak ve yarışta bunları uygulamak gerekiyor. Uzun bir yol ama sonunda oraya ulaştığınızda her şeye değeceğinden emin olabilirsiniz.

Her şeye.

***

Son olarak bu seneki yarışla ilgili birkaç ilginç not:

-Çek Cumhuriyeti'nden ilk kez yarışa katılan Martin Hokes, 200.km civarında koşamayacak hale gelince zaman limitine yakalandı ve göğüs numarası alındı. Fakat kendi isteği ile parkuru tamamlamaya karar verdi ve Cumartesi gecesinin ilerleyen saatlerinde, zaman limitinden çok sonra, finişe ulaştı. Ülkesinin en iyi ultracılardan Martin benimle aynı otelde kalıyordu ve Çarşamba günü birlikte kahvaltı yapmıştık. Hedefinin 28 saat altında koşmak olduğunu söylemişti. Olmadı ama resmi olarak finisher olamayacağını bilmesine rağmen, boş yollarda tek başına ve sadece kendisi için pakuru tamamlayarak herkesin takdirini kazandı.

-Gözleri görmeyen Porto Riko'lu Jason Romero, kendine destek olan bir koşucuyla birlikte ilk kez Spartathlon koştu. Badwater'ı da aynı şekilde bitiren Romero her ne kadar 160.km'de zaman limitine yakalanarak yarışı bırakmak zorunda kalsa da gözleri görenlere ve görmek isteyenlere ilham verdi.

-62 yaşındaki Japon kadın koşucu Takoko Furuyama bu yıl yarışı bitiren en yaşlı isim oldu.

-Yarışı erkek ve kadınlarda kazanan Florian Reus ve Katalin Nagy aynı zamanda bu yıl Torino'daki 24 Saat Dünya Şampiyonası'nda birinci olmuşlardı.

-400 katılımcıdan 174'ünün bitirdiği yarışta ülkelere göre katılımcı ve bitiren oranı aşağıdaki şekilde oluştu. Not: Sadece 1 kişinin katıldığı ülkeler değerlendirmeye alınmıyor, Türkiye'yi bu yüzden görmeyeceksiniz.

ISRAEL: (2/3) 66,7%
HUNGARY: (10/16) 62,5%
UK: (13/21) 61,9%
AUSTRIA: (3/5) 60%
IRELAND: (3/5) 60%
SPAIN: (3/5) 60%
DENMARK: (6/11) 54,5%
BRAZIL: (1/2) 50%
LATVIA: (1/2) 50%
POLAND: (4/8) 50%
PUERTO RICO: (1/2) 50%
SLOVENIA: (1/2) 50%
JAPAN: (28/58) 48,3%
GERMANY: (13/27) 48,1%
GREECE: (30/63) 47,6%
USA: (9/19) 47,4%
FINLAND: (6/14) 42,9%
ITALY: (10/25) 40%
SWEDEN: (4/11) 36,4%
ARGENTINA: (2/6) 33,3%
BELGIUM: (2/6) 33,3%
CZECH REPUBLIC: (2/6) 33,3%
FRANCE: (5/17) 29,4%
NETHERLANDS: (1/6) 16,7%
TAIWAN: (1/6) 16,7%
SLOVAKIA: (0/3) 0%


Tüm sonuçlar için tıklayın

Fotoğraflar için tıklayın. 








16 yorum:

  1. Eline, ayağına, yüreğine sağlık.

    YanıtlayınSil
  2. Muhteşem... Tebrikler, insanın hayal bile edemeyeceği bir olayı 2 kere üst üstte gerçekleştirdiğiniz için ve teşekkürler o kadar çok kişiye ilham kaynağı olacak bir yazı ve anlatım ki bu ..Sporla , koşu ile alakası olmayan insanları bile etkileyecek ,okurken ordaymış gibi hissettirecek tarzda . Çevremdeki herkesle paylaşıcam :)

    YanıtlayınSil
  3. Umarım bir çok kişiyi de peşinden sürüklersin ilerleyen yıllarda:) müthişsin tebrikler

    YanıtlayınSil
  4. Gönülden, kocaman kocaman tebrik ediyorum :)

    YanıtlayınSil
  5. Muazzam... Hayranlık uyandırıcı.. Saygıyla selamlıyoruz..

    YanıtlayınSil
  6. Aykut bey, azminizi, çabanızı, sabrınızı, direncinizi,
    planlamacılığınızı,yaşama sporla tutunmanızı ve başarılarınızı ve de yaşadıklarınızı çok iyi raporlamınızı zevkle takip ve okumaktayım.Sizi kutluyorum.BRAVO ve başarılarınızın artarak gönlünüzce olmasını diliyorum.😊

    YanıtlayınSil
  7. Herkese degerli yorumlari icin tesekkur ederim.

    YanıtlayınSil
  8. Aykut.. inanılmaz bir paylaşım. Beni en çok etkileyen duru anlatımın. Hani hem "to the point" hem de "bottom line" edebilen halin.. Koşun da öyle. Kendine ve inandıklarına, hayallerine, isteklerine olan sadıklığın beni çok etkiliyor. Paylaşımın, benzer ve paralel hayalleri olan bizler için inanılmaz değerli ilham kaynağı. Ömrüne sağlık!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Cok tesekkurler Yonca. Ayni seyler senin yazilarin icin de gecerli. Buyuk kitlelere ulasarak harika bir is yapiyorsun.

      Sil
  9. Yurekten tebrikler! O bahsettiğin son 500 metreyi yurumus bir turist olarak, senin o halin ve durumun gozumde canlandi, cok duygulandim. Ne kadar bravo desem azdır!

    YanıtlayınSil
  10. Nasıl yani dedim okudukça heycanlandım irkildim acaba tamamlayabilecekmi derken elim down tuşuna çok korkarak basıyordu.Aykut bey azminiz başarınız için tebrik ediyorum paylaşımlarınız sanki o anları sizinle yaşamamı sağladık daha güzel başarılarınızın olmasını dilerim harikasınız harikasınız istek ve inanç

    YanıtlayınSil
  11. Ben hiç ultra marathon koşmadım ,ancak birkaç maraton bitirdiğim için ne tür zorluklarla karşılaştığınızı tahmin edebiliyorum ,başarınızı takdir etmek ve sizi tebrik etmek isterim.Bence ciddi bir başarı elde ettiniz ...

    YanıtlayınSil
  12. Ben hiç ultra marathon koşmadım ,ancak birkaç maraton bitirdiğim için ne tür zorluklarla karşılaştığınızı tahmin edebiliyorum ,başarınızı takdir etmek ve sizi tebrik etmek isterim.Bence ciddi bir başarı elde ettiniz ...

    YanıtlayınSil