30 Ocak 2013 Çarşamba

Kırık Kollu Koşucunun Seyir Defteri

2013'ün ilk Cumartesi günü, sabah 7:32.

Aydos ormanında koşmak için 3 kişi buluşuyoruz. Park yerinden ayrıldıktan henüz 70-80 saniye sonra birkaç köpek havlaması gelmeye başlıyor  Daha saatimdeki birkaç ayarla uğraştığım için dönüp bakmıyorum. Zaten köpek havlaması sahilde bile koşarken sık sık karşılaştığımız bir durum. Birkaç saniye sonra havlama sesleri çok yakından gelmeye başlıyor. Duruyoruz, arkamı dönmemle beraber iki köpeğin 8-10 metre önümüzde havlayarak üstümüze doğru geldiğini görüyorum. İlk defa karşılaştığım bir sahne değil. Eğer saldırırsa diye kendimi koruma pozisyonu almak için bir adım geriye atıyorum ama eğimli zeminde adımı attığım yerde boşluk var. Ayağım boşa gidiyor ve dengemi kaybettiğimi hissediyorum. Daha sonra tek hatırladığım sol el bileğimin üzerine düşüşüm ve keskin bir acı.

 

Ayağa kalkarken acıdan birkaç saniye başım dönüyor, göz ucuyla arkadaşların köpekleri savuşturduğunu görüyorum. İlk düşündüğüm şey olayın absürdlüğü. Düşmenin çok da şaşırtıcı olmayacağı yerlerde kilometrelerce koşup bir sorun yaşamamışken, en çok acı veren düşüşümün olduğum yerde dururken meydana geldiğini düşünüyorum. İşin aslı o tür yerlerde her an düşebileceğinizi bilerek gidiyorsunuz ve düşseniz bile kendinizi korumaya alarak etkisini azaltma şansınız var. Bunun gibi hiç beklenmedik anlarda tamamen gafil avlanıyorsunuz.

Bir dakika kadar durunca kendime geliyorum ve acı biraz hafifler gibi oluyor. Bir süre sonra geçeceğini umarak koşuya geri dönüyoruz. Belki çok ciddi bir burkulma/ezilme olmuştur diyerek geçmesini bekliyorum. Koşarken sürekli 10 yaşımda başımdan geçen olay aklımda. Salıncak demirinde tutunurken benim yaşlarımda bir çocuk kendince şaka olsun diye arkamdan ittirmiş ve üzerine düşünce sağ kolum kırılmıştı. O zaman kırıldığını anlamayıp kendi kendine geçer diye beklemiş, ertesi gün davul gibi şiştiğini annem farkedene kadar kimseye haber vermemiştim.

2 saat 10 dakika sonra koşu bitiyor ama ağrı azalmamış durumda. Neyseki bu sefer gerçeği kabullenmem o kadar uzun süre almıyor. Hastaneye giderken kolumun kırıldığından eminim. Çekilen röntgen de bunu doğruluyor. Bileğin hemen üzerinde, radius kemiğinde bir kırık var.



Kırığın yaklaşık yeri

İlk andan itibaren durumu son derece rahat kabullenmeme kendim de şaşırıyorum. 3 sene önce koşarken bacağımda ufak tefek bir ağrı olsa belki bundan daha çok canım sıkılırdı. Sanırım koşmak, özellikle de uzun mesafe koşmak bu gibi beklenmedik problemlere karşı beni zihinsel yönden biraz hazırlayıp güçlendirmiş diye düşünüyorum. Riskli bir şey yapmadığımı, anlık refleks ile kontrolüm dışında gelişen bir olay sonucunda olduğunu biliyorum. Kontrolüm dışında gelişen bir olay için sızlanmanın bir yararı olmadığının farkındayım. Bundan sonra yapılması gereken negatif düşünceleri uzaklaştırıp bu durumu çabuk ve az sıkıntılı şekilde atlatmanın yollarını aramak olmalı.

Hastanede beklerken 55 yaşlarında bir kadın ile karşılaşıyorum. Kolumun durumunu konuşurken bana kendi durumunu anlatıyor. Detayına girmeyeceğim ama bir asansörde geçen ve hepimizin defalarca yaptığı bir şeyi yaparken akla gelmeyecek görünmez bir kaza. Benim durumumdan çok daha ciddi. Evet, bazı şeyleri önceden kestirip önlem almanın imkanı yok. Koşabilecek kadar sağlıklı olduğumuz her güne şükretmek gerek.


Kırık kol ile koşulur mu?

İlk andan itibaren kafamdaki soru bu. 10 yaşımda kolumdaki alçıyla koşturup futbol oynadığım günleri hatırlıyorum ama çocukken insan öyle şeyler yapıyor ki, o zamanlar yaptığımız bazı şeylere şimdi bile akıl sır erdiremiyorum.

İşin aslı her kırık birbirinden farklı, kişinin tedaviye vereceği tepki farklı. Doktor değilim ama bir doktor da bu soruya çok genel bir cevap veremez. Ama bu süreçte doktorlarla konuştuklarımdan, okuduklarımdan ve araştırdıklarımdan öğrendiğim şey, birçok durumda alçıya alınmış ve iyileşme sürecine girmiş kolla tedavi sürecine zarar vermeden koşmak mümkün.

Şu da bir gerçek ki düzenli koşan biri koşu sakatlıklarının ciddiye alınması gerektiğini bilir. Bisiklet ve yüzme gibi birçok başka sporda ufak tefek sakatlıklarla antrenmana çoğu zaman aynı yoğunlukta devam edebilirsiniz ama darbeli bir spor olan koşuda iş şakaya gelmez. Bir sorunun varlığını hissettiğiniz zaman erken önlem almak gerekir yoksa kısa sürede büyük boyutlara ulaşabilir. Kırık kola da bu şekilde bakmak gerek. Eğer koşmak iyileşme sürecine zarar veriyorsa koşulmamalı. Kısa ve net.

Benim durumum şu şekilde gelişti:Alçı yapıldıktan sonra doktor 10 gün sonra röntgen çektirmek ve kaynamanın durumunu kontrol etmek için gelmemi istedi.  O esnada "koşabilir miyim?" diye sormak dilimin ucuna kadar geldi ama "koşamazsın" cevabını duyacağımdan çekindiğim için sormadım. Sanırım o sözün başkası tarafından söylendiğini duymak istemiyordum. O yüzden doktora sormadan kendi kendime söyledim.

Alçı yapıldıktan birkaç dakika sonra

Eve gidince araştırma yapmaya başladım. "Kırık kolla koşabilir miyim?" sorusunun yurtdışındaki koşu çevrelerinde aslında çok popüler bir konu olduğunu görmem fazla vakit almadı. Kırık kolla pist yarışlarını koşup kazananlardan 100 millik ultra maratonları bitirenlere kadar çeşitli hikayeler. Genele bakınca yanıtlar ümit vericiydi. Her durum birbirinden farklı ama genel olarak belli bir zaman geçip kol iyileşme sürecine geçtikten sonra bazı noktalara dikkat ederek koşulabilir.

Üç gün sonra bir yürüme testi yapmaya karar verdim ve 3km yürüdüm. Kolumu stabil tuttuğum sürece problem yoktu. Ertesi gün hızlı şekilde 9km yürüdüm ve kendimi iyi hissettim. Ertesi gün yine yürümeye çıktım. Çok soğuk bir gündü. Üzerimde kazak ve kalın kaban vardı. Bir 100 metre koşup neye benziyor bakayım dedim. Durum iyi olunca biraz daha biraz daha derken yarım saat kadar koştum. Geri dönüp bakınca bunun belki biraz erken olduğunu görüyorum. Herhangi bir ağrı hissetsem ve tedaviye zarar verdiğini düşünsem bırakmaya kararlıydım ama kolumu hiç oynatmadan tuttuğum için sorun yoktu.

Ağrı konusuna gelmişken kısaca değinmek gerek. Doktor çok mecbur kalmadıkça ağrı kesici almamam gerektiğini, fazla ağrı kesici almanın tedavi sürecini uzatacağını söylemişti. Konunun detayını merak ettiğim için biraz araştırma yaptım ve fazla ağrı kesici almanın kırıkların iyileşmesini geciktirdiği yönünde araştırmalara rastladım. Benim için problem yoktu, zaten normal hayatta çok mecbur kalmadıkça ilaç kullanmamaya çalışan biriyim. Sadece ilk birkaç gece yatarken rahat uyumak için doktorun tavsiye ettiği paracetemol içeren ağrı kesici aldım, ondan sonra ise almamı gerektirecek kadar büyük bir ağrı hissetmedim.

Kontrole gidene kadar toplamda 4 koşu yaptım. Bir kolunuzu göğsünüze yakın tutup hiç sallamadan koşmak ilk etapta kolay değil. Formunuzu bozmadan koşmak alışma gerektiren bir süreç ve yılların alışkanlığını birkaç günde değiştirmek zor. Bu koşularda çok dikkatli davrandım çünkü ilk kontrole gittiğinizde doktor kemiğin doğru kaynayıp kaynamadığına bakıyor. Eğer doğru kaynamışsa geri kalan bölümde koşmak daha rahat. Ama yanlış kaynama varsa o zaman yol biraz daha dikenli. Bu sebeple ilk kontrole gidene kadar ekstra dikkatli olmak ve aptalca risklerden uzak durmak önemli.


Kontrolde doktor işlerin yolunda olduğunu söyledi ki ben de zaten günden günde iyiye gittiğini hissediyordum. Bu kez düzenli koşan biri olduğumu anlatıp "koşabilir myim?" sorusunu yönelttim. Doktor beni dinledikten sonra biraz durdu. "Şimdi sana koşma desem yine koşacaksın, onun için demiyorum. Düz zeminde, dikkat ederek, ağrı olup olmadığını kontrol ederek koşabilirsin diyorum" dedi. Haklıydı, koşma dese de koşacaktım. Ama böyle söyleyince en azından uzun süredir aklımda olan Geyik Koşusu'nda yavaş yavaş koşmak gibi gereğinden fazla riskli bir şeyi yapmaktan vazgeçip gönüllü olmaya karar verdim. Dolayısı ile doktorun halden anlayanına ve koşucuyla empati kurabilenine rastlamak önemli. İlerleyen günlerde söylediklerine dikkat ederek sorun yaşamadan koştum.

Bence gerçek koşu, koştuğunuzu unuttuğunuz anda başlayan koşu. İlk 2 hafta sürekli  kolumu sabit tutmayı, tökezlememeyi, formumu bozmamayı ve bir yere çarpmamayı düşünerek koşup başka bir şeye odaklanamıyordum. Bu yüzden bunlara tam koşu demem mümkün değil. 3. haftadan itibaren, kafamı çevirip kolumdaki alçıyı görene kadar dönem dönem koştuğumu unutmaya başladım. İşte tekrar gerçekten koştuğumu hissettiğim ilk an o zaman oldu.

Tüm bunlara değer miydi? Kolun kırılınca 3-5 hafta koşmasan ölür müydün?

Sanmam. Ama bu soruyu düzenli koşan birinin soracağını da pek sanmam. Gerçekten koşmamak gerektiği durumlarda tabii ki koşulmamalı. Yukarıda bahsettiğim gibi uzun süreli veya kalıcı sakatlık oluşturabilecek durumlarda mutlaka önlem alıp tedaviye ağırlık verilmeli. Ama koşucular şartlar mümkün olduğu sürece ve kendilerine kalıcı bir zarar vermediklerini bildikçe koşmak için şartları zorlarlar. Bu gibi durumlarda pozitif kalmak ve hayatınızı hiçbirşey olmamış gibi devam ettirebilmek için koşmaya devam edebilmek psikolojik açıdan son derece önemli. O yüzden bu soruyu sorulmamış farzediyorum!

Alçı türleri ve dikkat edilmesi gerekenler

Alçı türlerinden biraz bahsetmek gerek çünkü koşanlar için önemi büyük. Birçoğumuzun bildiği kırıklarda kullanılan klasik alçı dışında sentetik alçı ya da Amerikan alçı denen bir alçı türü daha var. (küçükken kolum kırıldığı zaman böyle bir şey yoktu, ben de yeni öğrendim). Amerikan alçı, klasik alçıya göre çok daha hafif ve suya dayanıklı. Aslında koşucular için biçilmiş kaftan ama benim koluma klasik alçı yapıldı. 2 hafta sonra kontrole gittiğimde durumun iyiye gittiğini, artık istersem bunu çıkarttırıp Amerikan alçı taktırabileceğim söylendi. Ama işler iyi giderken değişiklik yapmak istemedim. Hem alışmaya başlamıştım hem de 2 hafta sonra çıkması muhtemel gözüküyordu. Eğer alçıyı 6-8 hafta takacak olsam mutlaka düşünürdüm.

Doktorların söylediğine göre birçok doktor ilk etapta klasik alçıyı tercih ediyor çünkü Amerikan alçının ilk günlerde şişme ve kabarma olasılığından bahsediliyor. İlk birkaç haftadan sonraki kontrolde ise duruma göre kişinin daha rahat hareket edebilmesi için sentetik alçıya geçilmesine karar verilebiliyor. Tüm bunların yanısıra kırığın konumu ve yapısı da hangi alçı türünün tercih edileceğini belirliyor. Dolayısı ile ilk aşamadan itibaren Amerikan alçının uygulanması da mümkün. Eğer başınıza böyle bir durum gelirse doktora koşucu/sporcu olduğunuzu söyleyin ve Amerikan alçının sizin durumunuzda mümkün olup olmadığını öğrenin.
Amerikan alçı dışardan bakınca bandaj gibi gözüküyor. Hafif, ince ve suya dayanıklı.
 Klasik alçıya koşucu gözüyle bakış:

  • Sadece klasik alçı taktığım için ancak onun hakkında görüş belirtebilirim. Net ağırlığı konusunda bilgim olmasa da oldukça ağır. Koşarken ilk etapta dengenizi bozup koşu formunuzu etkileyebiliyor. Ama zamanla her şeye olduğu gibi vücut buna da adapte oluyor. Benim alçım elden dirseğe kadardı. Elden omuza kadar tüm kolu alçıya alınan bazı koşucuların denge sağlamak için koşarken diğer kollarına da ekstra ağırlık taktıklarını öğrendim. Tüm kol alçıya alınırsa bunu düşünmek gerek.  
  • Amerikan alçı sudan etkilenmiyor ama klasik alçının suyla temas etmemesi gerekiyor.  Aksi takdirde şekli bozulup sabitleyici/koruyucu özelliği gidebiliyor ve tedavi süreci uzuyor. Bu sebeple yağmurlu havalarda koşmanız pek mümkün değil. Ben koşmak için yağmursuz zamanları tercih ettim ve yağmur ihtimali olan günlerde hemen üstüne geçirmek için yanımda sağlam bir çöp torbası ve paket lastiği taşıdım. Bir kez koşunun ortasında ciddi bir yağmur başlayınca denedim ve 20-25 dakikalık bölümde gayet başarılı oldu. Evet, üstüne su geçirmez bir ceket giyip veya torba bağlayıp yağmurda koşabilirsiniz ama bu sefer de fazla hava almadığı için terleme ile benzer sorunları yaşayabilirsiniz.
  • Koşucu gözüyle bir başka problem ise klasik alçının fazla kalın olması. Bu özellikle kış aylarında koşarken beklenmedik bir problem yaratıyor. Alçının bilek kısmı birçok koşu ceketimin kolundan geçmiyordu. Uzun kollu giyecekleri de zorlayarak geçirmeye çalışmak ilk zamanlar kolumu ağrıttığı için mümkün olmuyordu. Havaların şansıma göreceli olarak iyi olmasıyla gerçekten soğuk olan günler dışında büyük problem yaşamadım. Soğuk günlerde ise üst üste 3 tane tshirt giyerek çıktım ve biraz ürpersem de sıcaklık eksiye inmedikçe bu şekilde koşulabildiğini farkettim. Dediğim gibi koşarken hava alması terlemenin azalması için önemli. Bu yüzden mümkün olduğunca alçının üstüne bir şey giymemekte fayda var.
  • Soğuk havayla ilgili bir başka problem eldiven giyememe sorunu. Alçılar genelde sadece parmaklar açık kalacak şekilde yapılıyor ve o elinize eldiven giyemiyorsunuz (ilk birkaç hafta bırakın eldiven giymeyi parmaklarınıza dokunduğunuz zaman bile ağrı hissediyorsunuz). Ama koşmayı kafaya koyduysanız 1 saat civarlarında ve eksi derecelere kadar eldivensiz idare edebildiğimi gördüm. Daha soğuk ve daha uzun koşularda eldiven kesmek veya parmaklara bir şey sarmak gibi yaratıcı çözümler üretmek gerekir ama benim ihtiyacım olmadı.
  • Koştuktan sonra terleme ile alçının özellikle dirsek kısmı oldukça nemleniyor. Saç kurutma makinesi ile alçıyı hafifçe kurutmanızda fayda var. Yaz aylarında bu konu daha önemli. 
  • Ya koku durumu? Benimki yaklaşık 4 hafta kaldığı için bu konuda bir sorun yaşamadım ama daha uzun süre kalsaydı ve yaz döneminde olsaydı koşarken yaşanan terleme ile bu bir problem yaratabilirdi. Bunun için yapılacak çok da fazla bir şey yok. Zaten kolunuzu haftalarca yıkayamadığınızı ve fazla hava almadığını düşünürsek koşmasanız da böyle bir gerçek var. Çok rahatsız edecek boyuta gelirse tek çare doktora gidip alçıyı değiştirmek. 
İki gün önce alçı çıktı ve birkaç hafta güvenlik için koruyucu bileklik takacağım. Her şey yolunda giderse kolumun bir süre sonra eski gücüne kavuşmasını umuyorum. Sonuç olarak kol kırılması hoş bir şey değil ve umarım bu yazıyı okuyan kimse böyle bir durumla karşılaşmaz. Ama yapılması gerekenleri yapar, ağrı konusunda kendinize karşı dürüst davranır ve pozitif olmaya odaklanırsanız belli bir süre  geçip iyileşme süreci başkadıktan sonra koşmaya devam ederek bu durumun üstesinden gelebilirsiniz.

Zaten bir süredir düzenli spor yapan biri iseniz mutlaka çevrenizde ve dünyada çeşitli sakatlıklar yaşadıkları için koşamayanlardan veya imkansız olduğunu düşündüğümüz şeyleri başaran engelli sporculardan haberdarsınızdır. Bunları bilip çok daha büyük problemlere göğüs geren insanları düşününce kırık bir kolun çok da abartılacak bir sorun olmadığını idrak edebiliyorsunuz.

Hepimiz için sağlıklı, sakatlıksız bir 2013 dileği ile.

4 yorum:

  1. Geçmiş olsun Aykut. Kırık koluna da sağlık diyelim. Güzel yazı.

    YanıtlaSil
  2. Umarım en kısa zamanda kolun eski gücüne kavuşur ve bu olay da 2013' ün en kötü hatırası olarak kalır. Yazı için teşekkürler, çok değerli bilgiler...

    YanıtlaSil
  3. Geçmiş olsun. Bu tespitte çok güzel omuş "Dolayısı ile doktorun halden anlayanına ve koşucuyla empati kurabilenine rastlamak önemli."

    YanıtlaSil
  4. Cok yardimci bir yazi. Tesekkurler.

    YanıtlaSil