28 Ocak 2013 Pazartesi

Geyik Koşusu ve Patika Yarışlarında Kaybolmak Üzerine Düşünceler

Geçen haftasonu Geyik Koşuları Belgrad Ormanı’nda Asics'in sponsorluğunda son 3 yılda 4. kez düzenlendi. Bundan öndeki üç yarışa koşucu olarak katılmıştım. Kolum kırık olduğu için bu kez gönüllü olarak koşanlara destek olmaya çalıştım. Koşarken doğal olarak birçok şeye farklı gözle bakıyorsunuz. Özellikle yarış başladıktan sonra kendinizden başka bir şeye odaklanmanız mümkün olmuyor.  Her ikisinin de avantaj ve dezavantajları var. Bu kez dışardan bakan ama sadece start alanında bekleyerek değil parkurda farklı yerlere giden biri olarak yarışın bütününü daha iyi gözlemleme şansım oldu. Yarışmacılar, katılım, organizasyon ve özellikle de patika koşularında kaybolmak üzerine düşüncelerimi aşağıda bulabilirsiniz.

www.geyikkosulari.com

Öncelikle katılımdan bahsetmek gerek. Ülkemizdeki gibi koşu kültürünün daha emekleme aşamasında olduğu bir ülkede, ölü sezon olarak görülen Ocak ayında düzenlenen ve sert arazi şartlarında geçen 4-14-28K parkularına yaklaşık 600 kişinin kayıt olduğunu görmek heyecan verici. Bu neredeyse büyük yol yarışlarındaki katılıma yaklaşan bir rakam. Patika koşuları ve ultra maratonlar dünyada son yıllarda en hızlı büyüyen spor dallarından. Türkiye'de de koşuya olan ilginin son birkaç yılda ciddi şekilde arttığı gözle görülen bir gerçek. Bence bu haftasonu bir kez daha bunun bir yansımasını gördük. Çok değil daha 2-3 yıl önce bu tür bir yarışta böyle bir katılımın yanına bile yaklaşılması beklenmezdi.

Yarışa katılanlar arasında birkaç kesimden koşucu gözlemledim. Bir grup, bu tür arazi şartlarında  koşmaya alışık olan ya da önceki senelerde bu parkurda en azından 14K koştuğu için neyle karşılacağını az çok tahmin ederek gelen kişilerden oluşuyordu. Özellikle 28K’nın profili genelde bu koşuculardan oluşuyordu.  




14K’cılar genelde ikiye ayrılıyordu.  Bir bölümü yine en azından geçen yıllardan bu şartlara alışık olan ama kısa mesafelerde hızlı gitmeyi daha çok sevdiklerinden veya takip ettikleri programları sekteye uğratmamak adına 14K’ya giren tecrübeli koşuculardı.  Diğer bölüm ise böyle bir zeminde ve eğimde daha önce koşmamış ama 4K mesafesini de çok kısa gördükleri için 14K’ya kaydolmuşlardı. Benim hissettiğim kadarıyla yarışta fiziksel ve zihinsel anlamda en çok zorlananlar bu kesim oldu.  (28K’cılar kusura bakmasınlar, kendi düşen ağlamaz! ).

Kardeşim de bu gruptandı ve ilk kez böyle şartlarda koştu. İlk maratonuna hazırlandığı ve programına göre geçen haftasonu normalde 29K koşması gerektiği için yarıştan önce bir süre “28K’ya gireyim” diye benimle pazarlık yaptı ama bunun bildiği 28K’lardan olmadığını söyleyip bu konuda bana güvenmesi gerektiğini anlatarak zor da olsa vazgeçirdim. Her ne kadar yarış sonrası “iyi ki 14’e girmişim” dese de 28K’ya girse o zihinsel motivasyonla bir şekilde bitireceğine eminim. Ama hem 1 hafta kadar verimli antrenman yapamayacağı için maraton programı aksardı hem de bu tür yarışlarda bir daha koşma motivasyonu sekteye uğrayabilirdi.  Aradan birkaç gün geçtikten sonra bir sonraki yarışı heyecanla beklemeye başladı. Umarım ilk kez bu tür şartlarda koşan diğer koşucular da ümitsizliğe kapılmayıp bu düşünce yapısını korurlar.  Patika koşularını herkesin sevmek zorunda olmadığı bir gerçek ama bir dahaki yarışa neyle karşılaşacaklarını bilerek girecekleri için zihinsel hazırlıkları ve motivasyonları çok daha farklı olacak ve zamanlarının önemli ölçüde geliştiğini görecekler.
Foto::aksiyonfotoğrafları.com
Bu kez organizasyonu da yakından takip etme şansı yakaladım. Macera Akademisi artık bu tür yarışları defalarca düzenlendiği için birçok şey otomatiğe bağlanmış. Herkesin görev tanımı belli, yarışı sekteye uğratacak büyük sürprizler yaşanmıyor, ufak tefek sorunlar yarışmacıya hissettirmeden çözülüyor. Aslında benim bir patika yarışında birkaç tane temel beklentim vardır: Parkurun yaklaşık olarak söylendiği uzunlukta olmasını (dünyadaki örneklerinde de bu tür yarışlar hiçbir zaman yol yarışı gibi metresine kadar ölçülemez ama günümüzün imkanları ile örneğin 14K olarak açıklanan parkurun 15.5-16km çıkmamasını beklerim.), parkur üzerinde su ve ikmal istasyonları bulunacaksa yine yaklaşık olarak açıklanan kilometrelerde bulunmalarını, çipli veya çipsiz zaman ölçümü yapılacağı açıklanmışsa az hata payıyla doğru şekilde tutulmasını, bu bir yön bulma yarışı değilse parkur işaretlemesinin makul oranda olmasını ve yarışın sitesinde en azından parkurun bir eğim profilinin bulunmasını beklerim.

Bunun haricinde ekstra şeyler olursa iyi olur ama olmazsa niye yok diye pek fazla sorgulamam çünkü bu işin dünyadaki standartı da bu kadar.  Önceki yarışlarda koşarak ve bu yarışta dışardan bakarak gözlemlerime dayanarak bu temel beklentileri fazlasıyla karşıladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bunların üstüne sonuçların daha yarış devam ederken büyük ekrandan yayınlanması, yarış sonrası yiyecek içecek ikramı vs. gibi birçok ekstra özellik eklenmesi de cabası. Açıkçası birkaç saat içinde başlayan üç farklı mesafedeki yarış ve bambi koşularını birarada götürmek zor ve biraz da riskli bir iş ama bunun altından başarıyla kalkıldı.  Bu sene üç yarış ile Geyik Kupası altında bir seriye dönüşen bu organizasyon bir klasik olarak yerini sağlamlaştırıyor. Tahmin ediyorum ilerleyen dönemde bu tür patika koşularının artmasında önemli rol oynayacak.

Bu noktada bir konuya odaklanmak istiyorum. Yukarıda bahsettiğim faktörlerden işaretler konusunda parkurda özellikle bir noktada sorun yaşayanlar olduğunu gözlemledim ve bu konudaki düşüncelerimi de belirtmem gerek. Evet bu yarışı koşmadım ve söyleyeceklerim koşanlar kadar net olmayabilir ama dediğim gibi daha önce bu parkurda yapılan 3 yarışta da koştum, haftasonu antrenmanlarında tamamını veya bir bölümünü birçok kez koştum. Yurtiçinde ve yurtdışında patikalarda geçen birçok yarışta bulundum ve bu koşuların dünyadaki örneklerini takip ediyorum. Üstüne üstlük  patika koşularında ve ultralarda çok kez kaybolmuş olarak bu konuda yeterince sabıkam da var. Kaybolmaktan emin olun en az herkes kadar nefret ediyorum. Söyleyeceklerimi bu gözle değerlendirebilirsiniz.

Foto::aksiyonfotoğrafları.com

28km yarışı başlar başlamaz fotoğraf ekibi ile birlikte araçla 7.km'deki su noktasına gittik. Onlar fotoğraf çekecek, ben de su istasyonunda herşeyin yolunda olup olmadığına bakacaktım. 14K ve 28K koşanlar bu noktadaki masadan su alıp 30 metre sonra çöpe atarak işaretlerin gösterdiği şekilde sol tarafa dönüş yapacaklardı. Bu bölümdeki işaretleme en ufak şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktı. Yere dikilmiş direkler ile dönüş yönünde bir kanal oluşturulmuş ve ağaçlardaki işaretler ile desteklenmişti. Birkaç dakika sonra ilk koşucular gelmeye başladı. Son 28K koşucusu da geçene kadar orada kaldım. İşaretler bu derece açık olmasına ve gelen herkese "buradan sola dönüyorsunuz!" diye elimle göstererek bağırmama rağmen değişik zamanlarda 3 kişi düz devam etti. Kiminin arkasından bağırarak döndürdüm,  kiminin arkasından koşarak yakaladım. En az 5 kişi de bağırmam ve elimle göstermem sonucunda son saniyede döndüler, yoksa işaretlere rağmen düz devam edeceklerdi. Orada olmayanlara bu dediğim inanması zor gelebilir ama su istasyonunda benden başka 3 görevli daha vardı ve onlar bu olaya şahitler.

"İşaretler bu kadar açıkken insanlar nasıl yanlış yöne gidiyorlar anlamıyorum" diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Aynı şeyi patika koşularında birçok defa yaşamış olarak hiç şaşırmadım ve gayet iyi anlıyorum.

Önceki Geyik Koşularından birinde ön grupta koşarken yanlış yola sapıp 2km fazladan gittim. O gün 10 kişilik bir grupla birlikte kaybolmuştuk. Çünkü hepimiz işaretlere bakmak yerine bir önümüzdeki koşucuya bakıyorduk. Fazladan 2km koştuktan sonra kaybolduğumuz yere geri döndüğümüzde aslında işaretlerin gün gibi açık olduğunu görmüştük.Zaten hem önümüzdekiler hem de arkamızdakiler bu noktadan sorunsuz geçmişlerdi.

Haziran 2011'de Çekmeköy'deki bir 50K antrenman yarışında gayet sık işaretleme olmasına rağmen 29.km civarında iki kişi beraber koşarken kaybolduk. Kaybolduğumuzu anlayıp aynı yere geri dönmemiz tam 7km aldı.  Geri dönerken bir iddia olsa işaretlerin yanlış olduğuna herşeyimle bahse girebilirdim. Sözkonusu noktaya geldiğimizde ağaçlardaki kurdelalar ve yerdeki kireç doğru yolu o kadar açık gösteriyordu ki biz  yokken birisinin gelip kamera şakası gibi yeniden işaretleme yaptığını düşünmüştüm.

Foto::aksiyonfotoğrafları.com
İspanya'daki Ultima Frontera 160k'da geceyarısı koşarken iki defa işaretleri şaşırdım. Neyseki çok fazla yanlış gitmeden geri dönüp doğru yolu bulabildim. Run Fire Cappadocia ve İznik'te de benzer olaylar oldu. Eğer bir patika koşusunda benim arkamdan koşuyorsanız işaretlere ekstra dikkatli bakın. Bir süre işaret görmezseniz usulca geri dönüp beni kaderimle başbaşa bırakın. Belki önümde ve arkamda kimsenin olmadığını görürsem uyanıp kendime gelirim.

Şaka bir yana parkuru az çok tanımama rağmen bu yarışta koşsam ve özellikle de önümdeki kişi yanlış yere gitse benim de arkasından gitme şansım hiç de az değildi. Çünkü bahsettiğim yarışlarda benim doğru gittiğim bazı yerlerde de başkaları kayboldu. Zaten dünya çapında yapılan patika koşularında ve ultra maratonlarda bu oldukça sık yaşanıyor. Elitler için de durum farksız. Örneğin Aralık 2012'de San Francisco'da yapılan The North Face 50 Mil yarışında yarışın en büyük favorilerden üç kişi en önde giderlerken bir kavşaktan yanlış yöne döndülkten sonra  büyük zaman kaybedip arkalarda bitirdiler. Bu birinciye 10 bin dolar ödül veren ve tüm dünyadan birçok elit ultracıyı biraraya getiren bir yarıştı. Bir önceki sene yine büyük para ödüllü UROC 100K (Ultra Race of Champions) yarışında Michael Wardian'ın birinciliği garanti iken bitime çok az kala işaretleri kaybedip yanlış yöne döndü. Kaybolduğu anda o kadar büyük farkla öndeydi ki yaklaşık 45 dakika kaybetmesine rağmen yine de ikinci sırada bitirdi. Bu konudaki örnekler çok fazla.

Bunları yazarak bunu kafaya takmamak gerektiğini söylediğim düşünülmesin. Kendim de çok kez yaşadığım ve eminim ilerde de defalarca yaşayacağım için sinir bozucu bir durum olduğunu gayet iyi biliyorum. Sadece patika koşularında her yerde böyle bir gerçeğin olduğunu belirtiyorum. Arazi şartları dolayısı ile bazen koşucunun konsantrasyon kaybı bazen de organizasyonun her noktada yaşanabilecek sorunu önceden kestirmesinin mümkün olmaması ile bu tür olaylar yaşanıyor. Bence Geyik Parkuru gibi ana yollardan gitmeyen ve ormanın gerçekten içine giren parkurlarda bu sorunu tamamen sıfırlamak pratikte mümkün değil (evet 14km boyunca iki tarafı şerit çekip kapatırsanız ya da yüzlerce gönüllü bulup her 30m'de bir bekletirseniz olur ama bunlar pratikte uygulanacak çözümler değil). Ancak yaşanan sorunları ve pratikte uygulanabilecek çözüm önerileri varsa bunları dile getirerek bu problemin minimuma inmesi sağlanabilir. .

Geyik Koşusu'na geri dönersek... parkurun 12.km'si civarında yanlış yöne dönenler olduğu haberi gelince işaretlemeyi kontrol etmek için bir görevliyle birlikte araçla hemen o noktaya gittik. Tam kesin noktayı bilmemiz mümkün olmadığı için bir süre o bölümde değişik noktaları dolaştık ve “acaba burası olabilir mi?” diye düşündüğümüz bölümleri şerit çekerek kapattık. Daha sonra ben geriye doğru 500m kadar daha koşup o bölümü de kontrol ettim ama bir sorun göremedim. Tam bu sırada yanımdan arka arkaya birkaç koşucu geçti ve sorun olmadığını söylediler. Biz de problemin çözüldüğünü düşündük. Büyük ihtimalle sorun yaşanan bölge biraz daha arkada veya öndeymiş ama orayı bulsak bile sorunu farkedemeyebilirdik. Çünkü sakin kafayla baktığınızda bazen her şey sorunsuz gözüküyor ama ağır zeminde kilometrelerce koştuktan sonra 180 nabızla aynı yerden geçerken işler çok farklı olabiliyor.


Benim tecrübemde öndekini takip etmek en büyük kaybolma sebeplerinden biri. Bunu yazmak kolay, uygulamak o kadar kolay değil  Yorgunluğun üzerine araziyle beraber gelen dik yokuşlar ve her adımda dikkat etmeniz gereken ağır zemin eklenince sürekli ağaçlara bakıp işaret takip etmek yerine gözucuyla öndekini takip etmek kıyaslanmayacak kadar kolay. Biriyle beraber koşarken "nasıl olsa o bakıyordur" diye düşünmek de öyle. Emin olun sizle birlikte koşan kişi de çoğu zaman sizin takip ettiğinizi düşünüyor! Aslında işaret takip etmeye zorladığı için çoğu zaman önünüzde veya yanınızda biri olmadan gitmek kaybolmamak adına daha avantajlı. Ama bunun dezavantajı da sürekli bu işe bir miktar zihinsel enerji ayırmak zorunda kalıp beyninizi "kapatamamak" ve ister istemez daha yavaş ve kontrollü gitmek. Zaten kaybolmaların büyük çoğunluğu antrenman efortunda koşarken değil, bu işe zihinsel enerji ayırmanın giderek zorlaştığı yarış temposunda koştuğunuz anlarda gerçekleşiyor.

Limitlerde koşmak + arazi şartları + fiziksel ve zihinsel yorgunluk


Yarış sonrasında koşan birçok kişiyle konuştum. Bir grup işaretlemede hiç sorun yaşamadıklarını  söyledi. İlgili noktadan yanlış dönenlerin çoğu da önde yanlış giden birini takip ettikleri için kaybolduklarını anlattı. Noktayı kendim net olarak görmeden ahkâm kesecek olursam, büyük çoğunluk o noktadan doğru geçtiği için çok büyük bir sorun olmamalı diye tahmin ediyorum. Ama birbirini takip etmeyen birden fazla grup orada yanlış yola döndüyse o zaman işaretlemede önceden tahmin edilemeyen bir problem yaşanmış olabilir ve bundan sonraki yarışlarda biraz daha güçlendirilerek sorun çözülür.

Patika koşularında kaybolma konusundaki düşüncelerim genel hatlarıyla böyle. Sanırım bu konudaki son yazım bu olmayacak çünkü bu tür yarışları koşmaya devam ettikçe eminim hem kendim hem de çevremdekiler zaman zaman bu sorunu yaşayacak.

Yazıyı Geyik Koşusu ile kapatırsak, her kesimden birçok koşucuyu biraraya getirmesi ve herkese göre bir mesafe sunması ile pek fazla koşu organizasyonu bulamadığımız bu kış aylarında yine bir  festival havasında geçti. Ben de birçok kişi gibi serinin diğer yarışlarını merakla bekliyorum.

6 yorum:

  1. Güzel yazı için çok teşekkür sevgili Aykut. Ben de aynen dediğin gibi kayboldum. Nitekim, bir önceki hafta tek başıma işaretli parkurdan koştuğumda hiçbir noktada tereddüt dahi yaşamadım, hatta biraz abartılı bir işaretleme olduğunu düşünmüştüm. Gel gör ki yarışta öyle olmadı, benim ilerimdeki koşucuyu takip ederken işaretleri kaçırmışım. Bir de sanırım beynimizin "bilenen parçaları bilinmeyenlerle tamamlayarak varsayımda bulunma" eğilimi sorun yaratabiliyor. Geniş patikadayken onu takip etmek istiyoruz, yokuş yukarı veya aşağıya giderken yolun düz devam edeceğimizi varsayıyoruz, (Geyik'te sözkonusu sorunlu nokta bir yokuşun ortasından sağa ayrılıyordu, 5-6 tane ok vardı, yine de gözden kaçabildi) Organizasyon olarak bunu her noktada hayal etmek mümkün değil gerçekten. Belki "ilerde sapak var" anlamına gelen ek bir işaretleme yapılabilir ama bu sefer de insan onu her yerde bekler, falan filan... Patika yarışları fiziksel olduğu kadar psikolojik enerji gerektiriyor. Her an zihninsel olarak "zinde" olmak, problem karşısında sakin ve rasyonel kalabilmek, sinirlenmemek, en önemlisi de paniklememek çok önemli. Söylemesi kolay, yapılması çok zor. Okulda öğretmediler bunları bize, şimdi zaman alıyor. Böyle kısa mesafe patika yarışların faydası bu açıdan da çok büyük.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Suna. Beynin tamamlaması konusunda çok haklısın. Ve bence beyin tamamlamayı yaparken her zaman en kolay alternatif hangisi ise o şekilde yapmaya çalışıyor. Örneğin bir kavşağa gelindiğinde bir yol yokuş yukarı diğeri aşağı gidiyorsa, ister istemez yokuş aşağı olan yola doğru girmek istiyorsun. Dediğin gibi geniş bir patikadan geldiysen geniş olanda devam etmek daha rahat geldiği için otomatikman o tarafa yöneliyorsun. Zihin iyice yorgun düşünce hatalar kaçınılmaz oluyor.

      Sil
  2. yazınız içimi ferahlattı.tecrübeli kişilerde kayboluyorsa ilk defa patika koşusu yapan 4kısa 14 iyi diyen bende kaybolmuşum çok mu? ama çok iyi belirttiğiniz gibi (kendisiyle yarışan ben de bile ) kaybolmak o kadar efor sarfettikten sonra zamanın elinizden kaçıp gitmesi çok moral bozuyor..tesellim finişte süremizin ölçülmüş olması ve üstümdeki çamur ve yorgunlukla ne kadar harika bir ortamda koştuğumu düşünüp emeği geçenlere minnettar olmak ...
    kaybolma nedenim bir süre sonra dediğiniz gibi önünüzdeki takip
    etmek (sürekli işaret gördüğüm için bir süre sonra bakmayı bıraktım) ..
    belki bir sonraki yarış için faydası olur diye bahsehmet istiyorum kaybolma noktamızdan (tam emin olmak mümkün değil tabi)
    11km tabelasını gördüm ve en az 1.5-2km koştuğumu tahmin ediyorum (sürekli burada bir yerde su istasyonu olmalı diyordum -kalktığını bilmiyordum) yokuş aşşağı tempolu koşarak zaman kazanmya çalışıyordum ve tüm dikkatim çamurlara odaklanmıştı ..bir süre sonra birileri yanlış yoldayız dedi ve 1km tabelasını tersten gördük (ve devam eden işaretlerini) ..sanıyorum 13km den sonra aşağıya doğru 2 iniş var sonra yol 90 derece dönüş yapıyor haritaya göre 1. veya 2. dönüşü kaçırıp 1km ile buluştuğumuzu sanıyorum (eğer 2. dönüş ise finişe 500m kalmış olmalı ama o mesafeden alandaki çadırlar gözükmez miydi diyorum ?) ..1km yi tersten gelerek yarışı bitirdik birkaç kişi ..telefondaki uygulamalr kayıt tutar mıydı bilmiyorum ama üşenip çalıştırmadığıma da binpişman oldum..en azından bir sonraki yarış için bol bol geliştirebileceğim bir derecem olmuş oldu.
    harika yazınız için teşekkürler
    Mustafa

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 1972 yilinda yasanan ve havacilik tarihini degistiren bir ucak kazasi var. Eastern Airlines 401. Ucak inise gecmeye basliyor fakat pilotlar inis takimlarini actiklarinda burun tarafindaki inis takiminin acildigini isaret eden lambanin isigi bir turlu yanmiyor.

      Gercekten inis takimi acilmadi mi yoksa o lambanin icindeki ampul mu bozuk pilotlar bir turlu karar veremiyorlar. Sonunda kuleye haber verip pisti pas gecerek guvenli bir yukseklige cikiyorlar. Ucagi otomatik pilota aldiktan sonra kaptan ve yardimci pilot lambayi sokmeye calisip icindeki ampulun durumunu kontrol etmekle ugrasmaya basliyorlar. Bu arada nedeni bilinmeyen bir sekilde ucak otomatik pilottan cikiyor (daha sonraki incelemeler bu isle ugrasirken farkinda olmadan yaptiklarini dusunduruyor) ve ucak hizla irtifa kaybetmeye basliyor.

      Bu arada ucagin belli bir irtifanin altina indigini isaret eden ikaz alarmi calmaya basliyor ama pilotlar lambanin durumuna o kadar odaklanmislar ki ne bu ikazlari farkediyorlar ne de ucagin cakilmaya dogru gittigini. Kara kutu kayitlarina gore ucak yere cakilmadan sadece 7 saniye once yardimci pilot altimetreyi farkediyor ve kaptan pilota "hala 2000 feet'deyiz degil mi?" diye soruyor. Sonra yere cakilan bir ucak ve 101 olu. Enkaz incelemesinde inis takimlarinin normal sekilde acildigi, sorunun bozuk olan 12 dolarlik bir ampulde oldugu ortaya cikiyor.

      Bu kazadan sonra pilotlara verilen egitim tamamen degisiyor ve baski altinda iken zihinsel kaynaklarini nasil paylastirmalari gerektigi uzerine yogunlasiliyor.

      Yokuslar, agir zemin ve bitkinlik durumunda kosucunun yasadigi seylere benziyor bu durum. Ayni pilotlarin yani baslarinda calan ikaz alarmini duymamalari ve onlerindeki altimetreyi gormemeleri gibi kosan kisi de onundeki isaretleri goremez ve algilayamaz hale geliyor. Ozellikle de yol kosularindan ilk kez patika kosularina gectiyse.

      Sanirim birkac defa "ucak dusurmeden" kaybolmama konusunda tecrube kazanmak cok kolay degil :)

      Detayli ve aciklayici mesaj icin tesekkurler, bundan sonraki yarislarda basarilar.

      Sil
  3. Bu yıl geyik 4K yarışına katılıyorum. Normalde 16DK civarında bitiriyorum.Geyik parkurlarının zorluğunu bilen biri olarak bu süre ne kadar oynar bilgi verebilir misiniz ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Zemindeki camur durumuna gore farklilik gosterir ama asfaltta 4k'yi 16dk'da kosan biri burada sanirim 18-20dk civarinda bitirir. Bol sans.

      Sil