"I believe that if you set out on an adventure and you're absolutely convinced you are going to be successful, why bother starting?" - Sir Edmund Hillary

11 Ekim 2016 Salı

Spartathlon 2016 Yariş Raporu

"Şafaktan önce hava karanlıktır ama şafak asla başarısız olmaz. Şafağa güvenin." - Florence Scovel Shinn
"Kırılma Anı" olarak Türkçe'ye çevirebileceğimiz "The Moment of Truth" deyimi, dictionary.com'a göre kişinin karakterinin, cesaretinin ve yeteneklerinin en zorlu bir teste tabi tutulması anlamına gelir.

Gelişmiş toplumlarda her şey daha fazla konfor üzerine kurulduğu için birçoğumuz günlük hayatımızda bu anlarla çok ender karşılaşıyoruz. İş ultramaraton koşmaya gelince ise bu anlar daha sık görülüyor. Hemen her yarışta bırakmak veya devam etmek gibi zor kararların alınması gereken kritik anlar bulunuyor. Bence birçoğumuzun mantık sınırlarını zorlayan bu mesafeleri koşmamızın sebeplerinden biri, kendi içimizdeki şüphe ve güvensizliklerle yüzleşmek için bu anları kovalamak istememiz yüzünden. En azından benim için sebeplerden birinin bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 

İş Spartathlon'a yani sizi Atina'dan Sparta'ya kadar 246 kilometrelik mesafeyi çoğu zaman zorlu hava şartlarında 36 saatin altında koşmaya zorlayan bir yarışa geldiğinde, bu kırılma anları ile mutlaka birden fazla kez karşılaşıyorsunuz. Belki Pers ordusunun saldırısına karşı M. Ö. 490 yılında Sparta'lılardan yardım istemek için gönderilen Pheidippides kadar büyük baskı altında değilsiniz ama bu nereden bakarsanız bakın oldukça zorlu ve stresli bir görev. Hatta bütün bir senenin içinde ele aldığımda, yarışın tamamının bir kırılma anı olduğunu söyleyebilirim. 

Neden Spartathlon? Öncelikle bu her yönüyle büyük bir yarış ve bu sadece mesafe ile sınırlı değil. Bunu bilmek için yarışı kendinizin koşmuş olması da gerekmiyor. Daha önce koşmuş biriyle konuşur veya yarış raporunu okursanız, bu yarışın daha önce koşmuş hemen herkes için çok özel bir yarış olduğunu hemen anlayabilirsiniz. Benim için ise Spartathlon beni bir koşucu olarak en büyük teste tabi tutan yarış. Acımasız bir yarış olmasına rağmen aynı zamanda da adil. Herkese eşit davranan, kimin nereden geldiği ile veya daha önce kaç defa bitirdiği ile ilgilenmeyen, ileri süreceğiniz bahaneleri ise hiç dikkate almayan bir yarış. Spartathlon'u koşmaya başladığınızda 36 saat boyunca üzerinize spotlar çevriliyor ve saklanacak bir yer kalmıyor. Ardından da yarış size soluklanacak fırsat tanımadan bir dizi zor soru sormaya başlıyor. Evet, yarışa her yönüyle önceden hazırlanmış olmanız gerek ama ortaya çıkacak sonuç aslında bu sorulara her bir kırılma anında vereceğiniz cevaplara bağlı.  

Herkesin favori bir yarışı olduğu gibi benim favori yarışım şüphesiz ki Spartathlon. Yarışın tarihi, organizasyon yapısı, barındırdığı olimpik ruhu ve içindeki dostluklar sebeplerden bazıları ama biraz derine inince aslında çok daha fazlası var. Bu, beni çırılçıplak bırakıp, tüm zayıf yönlerimi, korkularımı ve endişelerimi ortaya çıkaran bir yarış. Ama bunlarla mücadele etmeye çalışmak beni daha güçlü ve daha kararlı bir koşucu ve insan olmaya zorluyor. Eğer bir an bile kendime olması gerekenden fazla güvenirsem parkurun bana haddimi bildireceğini biliyorum. Her katıldığımda, işin absürdlüğü ve diğer katılımcıların deneyimleri karşısında kendimin ne kadar önemsiz olduğunu görüyorum. Aslında bu benim için bütün bir yıl boyunca çeşitli fedakarlıklar yapmayı gerektiren bir yarış ama yarışı da bunun için seviyorum. Ve sanıyorum ki tüm bunlar beni daha iyi bir insan olmaya yönlendiriyor.



Kerem Yaman tarafından tasarlanan Türkiye Spartathlon logosu ve Tişörtü (Buna neden gerek olduğu konusundaki detayı aşağıda bulabilirsiniz).

Spartathlon 2016 Race Report - The Moment of Truth

"It is dark before the dawn but the dawn never fails. Trust in the dawn." - Florence Scovel Shinn
According to dictionary.com, "the moment of truth" is described as the moment at which one's character, courage, skill, etc., is put to an extreme test.

In the civilized world, it's all about being more and more comfortable and we rarely face these moments in our regular lives. When it comes to ultrarunning, they are more common. There are critical moments in every race when you have to make a tough decision such as stopping or going on. I would argue that one of the reasons most of us do this crazy sport is to face those moments as we try to conquer our doubts and insecurities. I can certainly say that it's true in my case.

When it comes to Spartathlon, an iconic race that requires you to run 246 kilometers from Athens to Sparta in less than 36 hours and often under challenging weather conditions, you certainly face these moments more than a few times. You may not feel the exact same pressures like the Athenian messenger Pheidippides who was sent to Sparta in 490 BC to seek help against the Persian army but nonetheless it's a very demanding and stressful task. I'd even say that the race as a whole may be called as the moment of truth in any given year for an ultrarunner.

Why Spartathlon? For starters, it's the big stage. You don't necessarily have had to run it yourself to know this. If you've ever talked to someone who ran the race or read someone's report, you'll just know that this is an epic race which is very special for almost everyone who has participated in it. For me, it's the race that puts me to the ultimate test. Yes, the Spartathlon is tough and it's brutal but it's fair. It treats everyone equally, it doesn't care who you are, where you come from or how many times you ran it before. And it certainly doesn't care about your excuses because everyone has some and most of them are valid. It turns the spotlight on you for 36 hours straight and there's nowhere to hide. Then, it relentlessly asks you a series of tough questions. You need to be prepared for every aspect of the race beforehand but the final outcome is decided by how you respond to those questions in each of the specific moments of truth.

In the end everyone has their favorite race and for me it's simply the Spartathlon. Its unique history, spirit, camaraderie and friendship separate it from the rest but there's more. It's the race that strips me down to my core and reveals my weaknesses, fears, and insecurities like no other. And in the process of overcoming those obstacles, it forces me to become a stronger, grittier and more resilient runner. I know that if I ever make the mistake of feeling overly confident, it will put me in my place. I'm always humbled by the absurd difficulty of the challenge and the experience of other participants. This is a grueling race which requires a huge commitment every time you run it but that's why I love it. That's why we love it. I think all of these make me a better overall person in life.



Team logo and 2016 Tshirts designed by Kerem Yaman

2 Eylül 2016 Cuma

2016 PTL Yarış Raporu

Ağustos ayının son haftası Türkiye'den birçok koşucu arkadaşımızla birlikte UTMB yarışları için Fransa'nın Chamonix kasabasındaydık. Faruk Kar ve Utkuer Yaşar ile birlikte Salomon Türkiye takımı olarak UTMB'nin PTL parkuruna katılan ilk Türk takımı olduk. PTL parkurunun genel özelliklerini önceki yazımda bulabileceğiniz için tekrar etmek istemiyorum. Yaklaşık 42 saat parkurda kaldıktan sonra Champex Lac istasyonunda zor bir karar alarak yarışa veda ettik.

Yaklaşık 100 km'de 9500 metre tırmanıp bir o kadar da indiğimiz yarışta önemli deneyimler edindik. Sonuç ne olursa olsun kendinizi dürüstçe sorgulamanın önemine inanan biri olarak bu yazıda neden ve sonuçları analiz etmeye çalışacağım. Bunların yarışı tamamlayamamanın bahanesi olmadığının altını çizmek isterim. Bazıları kendi kontrolümüzde bazıları ise kontrol dışında çeşitli faktörler gelişti ve bunlara çözüm üretemeyince aldığımız risk katlanarak arttı. Sonuç olarak işimiz yarım kaldı.


17 Ağustos 2016 Çarşamba

UTMB-PTL 2016'ya Doğru

2016 UTMB yarışları Pazartesi sabahı başlayacak ve 1 hafta boyunca çeşitli parkurlardaki yarışlar ile devam edecek. Türkiye'den de bu sene çok geniş ölçekli bir katılım bulunuyor. Aşağıda önce yarışlar hakkında genel bir bilgi, ardından benim de katılacağım PTL parkuru hakkında bilgi bulabilirsiniz.

22 Ağustos Pazartesi günü PTL parkuru ile start alacak olan yarış serisinde, 24 Ağustos Çarşamba günü TDS, 25 Ağustos’da OCC ve 26 Ağustos’da ise CCC ve UTMB parkurları için start verilecek. Yarışların özelliklerini kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

  • OCC (Orsieres – Champex – Chamonix) – 55km / +3300m
  • CCC (Courmayeur – Champex – Chamonix) – 101km / +6100m  
  • TDS  (Sur les Traces des Ducs de Savoie)  – 119km / +7250m 
  • UTMB (Ultra Trail du Mont Blanc) – 170km / +10,000m –
  • PTL (La Petite Trotte a Leon) – 295km / +26,500m (2 veya 3 kişilik takımlar)

28 Temmuz 2016 Perşembe

Erciyes Ultra Sky Trail Yarış Raporu

Erciyes Dağı 3917 metrelik zirvesi ile İç Anadolu Bölgesi'nin en yüksek dağı olma özelliğini taşıyor. Kayseri'nin 25 km güneybatısında bulunan dağ, sertleşmiş lav, tüf ve kül tabasından oluşan bir stratovolkan (dik yamaçlı, konik şekilli volkan) olarak sınıflandırılıyor. Bu bölgede düzenlenecek ilk ultramaraton organizasyonu olan Erciyes Ultra Sky Trail açıklandığından itibaren katılmayı düşündüğüm bir yarıştı. Hem Erciyes bölgesinde bir yarış koşmak istiyordum hem de Ağustos'da koşacağım UTMB-PTL öncesinde iyi bir hazırlık yarışı olacağını düşünmüştüm.

Yarışın organizasyonu Middle Earth Travel tarafından yapılıyor. Organizasyon ekibi ile daha önce başka bir vesileyle Kapadokya bölgesinde tanışma şansım olmuştu. Sağlam bir dağcılık ve trekking altyapıları olduğunu ve bu işe ciddiyetle yaklaştıklarını görmüştüm. Yıllardır bu bölgede trekking başta olmak üzere çeşitli turlar düzenledikleri için haliyle bölgeyi çok iyi biliyorlardı. Hatta organizasyon komitesinin başkanı Atıl Ulaş Cüce'nin Kayseri Yürüyüş Rotaları ve Keşif Rehberi isimli önemli bir kitabı da bulunuyor. Bölgeyi daha iyi tanımak isteyenler bu kitabı Kayseri İl Müdürlüğü'nden ücretsiz olarak alabilecekleri gibi, bu linkten de kitabın tamamını PDF olarak indirebilirler.

Bunlara ek olarak Atıl, ultramaratonlar hakkında tecrübe kazanmak için aralarında Kapadokya Ultra Trail, İznik Ultra ve Sapanca Ultra'nın da olduğu birçok yarışta gönüllü olarak görev aldı ve karşılaşabilecekleri sorunlar hakkında bilgi sahibi oldu. Ben bunun yarışın başarısında önemli bir etken olduğunu düşünüyorum.



23 Nisan 2016 Cumartesi

İznik Ultra 2016 Yarış Raporu

15 Nisan günü öğle saatlerinde Aytuğ'la beraber İznik'e yaklaşırken ertesi gün çevresini koşacağımız göle baktım ve önceki yılları düşündüm. 5. kez düzenlenen İznik Ultra'ya 5. kez katılmama saatler kalmıştı.

2012'teki 126 km'lik ilk yarıştan başlayarak öncesi, sonrası ve içinde yaşananlar ile her yarışın ayrı bir hikayesi vardı. Acaba bu sene neler yaşanacaktı? Bunun bilmek mümkün değildi çünkü ultramaratonların özelliği önceden tahmin edilmesi zor faktörler barındırması. Cevapları öğrenmek için 298 kilometrekarelik alana yayılan bu gölün etrafında bir kez daha dönmekten başka yol yoktu.

Fotoğraf: Salomon International Team Photographer Jordi Saragossa

11 Mart 2016 Cuma

Runatolia 2016 Yarış Raporu

Son hızlı maratonumu Runtalya 2013'de koşmuştum. Geri kalan zamanda çeşitli sebeplerden bir türlü fırsat olmadı. 2014 Antalya'dan bir ay önce ufak bir hamstring sakatlığım oldu ve yaz sonunda Spartathlon'a katılacağım için iyice geçmeden zorlamamayı seçtim. 2015 Antalya'dan birkaç ay önce ise kasık fıtığı operasyonu geçirmiştim ve koşma şansım yoktu. İstanbul Maratonu'na gelince... Hem 2014 hem de 2015'de Spartathlon'dan sadece 5-6 hafta sonra hızlı maraton koşmaya çalışmak akıl kârı değildi. Zaten o dönemler benim kendime dinlenme olarak ayırdığım zamanlardı.

Böylece bu yıla kadar geldik. Doğrusunu söylemek gerekirse son 1.5 ay kalana kadar aklımda Antalya'ya gitmek yoktu ama hikâyenin gerisi için biraz geriye gitmek gerek. 30 yıllık dostum Budak geçen seneye koşuya başladı. Aslında daha önce de haftada bir iki defa bantta 25-30 dk. koşuyordu ama ilk olarak geçen senenin başında onu dışarda koşmaya ikna edebildim. Böylece koşmaktan zevk almaya başladı, kademeli olarak mesafelerini uzattı ve Kasım ayında İstanbul Maratonu'nda 4:14 ile ilk maratonunu bitirdi. Hedefi sakatlanmadan tamamlamaktı ve bunda da başarılı oldu ama daha hızlı koşabileceğini biliyordum. Hem yeterince uzun koşu yapamamıştı hem de yarışın ikinci yarısında birçok kişinin ilk maratonunda yaşadığı zihinsel problemleri yaşamıştı.

Fotoğraf: Aydın Ön
Ocak ayının başında bana Antalya'ya gitmek istediğini söyleyince geri kalan zamanda onu 4 saatin altında koşturabilecek bir program hazırladık. Benim aklıma ilk gitme düşüncesi de işte bu vesile ile Ocak sonuna doğru girmeye başladı. Yaz sonunda UTMB-PTL (~290 km, +26,500 m) koşacağım için yılın büyük bölümü arazi antrenmanları ile geçecek ve Kasım'da İstanbul Maratonu'nda hızlı koşma şansım yine olmayacaktı. Bu açıdan bakınca Antalya'ya gidip koşmak tek şansım olarak görülüyordu.

Ocak sonuna doğru kendime de bazı kilit antrenmanların olduğu bir hızlandırılmış program hazırladım. İçinde 90 dakikanın altında bir YM ve birkaç kilit interval antrenmanının da olduğu bu dönem sonucunda işler yolunda giderse son anda kayıt olmayı değerlendirecektim. İşler planladığım gibi gitti ve yarıştan 11 gün önce kayıt yaptığımda soranlara da söylediğim gibi 3 saat altı temposu ile 30-35 km gidebileceğime inanıyordum. Maraton temposunda yeteri kadar uzun koşu yapamadığım için geri kalan mesafe için dayanıklılığıma ve zihinsel kondisyonuma güvenmem gerekiyordu.

Uçak biletlerini son anda aldığımız için kabul edilebilir fiyatlı tek uçak Cumartesi sabaha karşı 5:10'da kalkan uçaktı. Bu da gece 2'de kalkıp yola çıkmak anlamına geliyordu. Antalya'ya 6:30'da indikten sonra eşyaları kalacağımız pansiyona bırakıp dışarıda kahvaltı yaptık ve numara alımının başlangıç saati olan 10:00'da Terra City alışveriş merkezine gittik. Arkadaşlarla biraz sohbet ve hızlı bir öğlen yemeği sonrasında 1 saat kadar pansiyonda kestirme şansımız oldu.

Yarış sabahı kahvaltı dışında bir sürpriz olmadı. Bir önceki gün pansiyon sahibi normalde 8'de başlayan kahvaltının pansiyondaki koşucular için 7'de başlayacağını söylemişti ama yarış sabahı kahvaltı namına bir şey yoktu. Sorduğumuzda elimize birer torba tutuşturdu. İçinde bir sandviç arasına koyduğu birkaç parça salam ve meyve suyu vardı. Neyse ki yanımızda ufak bir çikolata ezmesi vardı ve hızlıca birkaç lokma atıştırıp başlangıç noktasında yerimizi aldık.

Yarışın başlamasına 10 dk kala yapılan bir anonsla Maraton ve Yarı Maraton başlangıç saatinin 15 dk ertelendiği bildirildi. Bunun sebebi için herhangi bir açıklama yapılmadı ama sanırım kimse güneşin altında ve ayakta beklemekten hoşlanmamıştır. Sonuçta yarış 17 dk rötarla tam 9:17'de başladı. İlk 10 km'yi Mert ve Güven ile birlikte hedeflediğimiz tempoda gittikten sonra 10.5 km noktasında Yarı Maratoncuların dönüş yaparak ayrılmasıyla parkur bir anda ıssızlaşınca Mert'le baş başa koşmaya başladık. Hatta bir ara Mert'e dönüp "Parkuru bilmiyor olsam doğru mu gidiyorum diye endişelenebilirdim" dedim.

Gerçekten de bazı bölümlerde önümüzde ve arkamızda kimseyi görmeden koşuyorduk. Antalya'da özellikle maraton mesafesinde hiçbir zaman çok büyük katılım olmamıştır ama bu yıl hem açıklanan tarihin sonradan değiştirilmesi hem de yabancı katılımcı sayısının çok az olması dolayısıyla maraton her zamankinden daha yalnız oldu.

İlk kilometrelerde Mert ve Güven ile birlikte. Fotoğraf: Barış Gider
Yarı Maraton dönüş noktasına kadar hedeflediğim tempoyla gelip 1:29:10'da dönüş yaptık. Dönüşten sonra önümüzde koşan 3-4 kişilik gruba yaklaşıp onların 20-30 metre kadar arkasında kendi tempomuzda devam ettik. Birçok kişinin aksine benim parkurdaki pek hoşlanmadığım noktalardan biri sahil bölümü. Manzara güzel olsa da parke taşı üzerinde hızlı koşmak hoş değil. Bu bölümü bitirdikten sonra 26. km'de parkurdaki en dişe dokunur yokuş başladı. Burada kendimi iyi hissedince öndeki grubu geçerek yalnız kaldım.

Hava giderek ısınıyordu ama sürekli istasyonlardan aldığım su ile kendimi serinlettiğim için önemli bir sorun teşkil etmedi. Son birkaç kilometreyi çıkartırsam geri kalan 15 km uzak ara en yalnız koştuğum maratondu. Yakalayıp geçtiğim koşucular dışında parkurda kimseyi göremedim. Sanırım bu anlarda ultramaraton tecrübesi önemli rol oynuyor çünkü kimseden bir şey beklememeyi ve kendinizle başbaşa koşmanız gerektiğini biliyorsunuz.

Yarışın sonuna 5 km kaldığında bir sakatlık olmadığı sürece istediğim sürede bitireceğimden artık şüphem yoktu. Sonuçta ikinci yarıyı 1:28:25'de koşarak toplamda 2:57:35 ile genel sıralamada 11. ve yaş grubunda 3. olarak tamamladım.

Bitirdikten sonra çantamı alıp üzerimi değiştirdikten sonra bir saat kadar bitiş noktasında gelen arkadaşları karşıladım. Budak da tam hesap ettiğimiz şekilde çok dengeli bir yarış koşarak 3:55'de bitirdi ve hedefine ulaştı.

Yarışın Strava kaydını burada bulabilirsiniz.
Son 200 metre. Fotoğraf Sevda Kündü
Son metreler. Fotoğraf: Aydın Ön

Budak Finişte
Organizasyondan akılda kalan artı ve eksiler benim görebildiğim kadarıyla şu şekilde oluştu: 
  • İstasyonların sayısı yeterli ve yerleri uygundu. Organizatör değişmesine rağmen geçen senelerdeki istasyon yerleri sanırım aynı tutulmuş. Bu da doğru bir seçim olmuş. Tam olarak sayıyı bilmemekle beraber bana Antalya'da her zaman İstanbul Maratonu'ndan daha sık istasyon varmış gibi geliyor. İstasyondaki gönüllüler de bence gayet başarılıydı. Dönüşte birkaç istasyon yolun karşı tarafında kalmasına rağmen ellerine su ve sünger alıp bizim geldiğimiz tarafa geçerek tuttular.
  • Verilen madalya gayet güzel. Her sene üstündeki tarihi değiştirip aynı madalyayı veren İstanbul Maratonu'ndan sonra Antalya madalyaları daha çarpıcı oluyor
  • Numara dağıtımına biz başlar başlamaz girdiğimiz için birkaç dakika içinde bitti ama daha geç gelenler için problem oldu mu bilmiyorum.
  • Çanta bırakma alanı ve düzeni gayet güzel işledi. Çantalar numara sırasına göre dizildiği için yarıştan sonra daha alana yaklaşırken görevlilerden biri elinde çantamla bana doğru geliyordu.
  • Yarışın 17 dk. geç başlaması en büyük olumsuzluktu. Herhangi bir açıklama yapılmadığı için sebebini bilmiyorum ama çok istisnai bir durum olmadıkça bu çaptaki bir yarışta olmaması gereken bir durumdu.
  • Kayıt olanlar için değişik renklerde tişörtler verildi ama kime hangi renk geleceği tamamen şansa bırakılmış. Madem değişik renklerde yapılıyor, koşulan mesafelere göre farklı renk yapılabilirdi. Ayrıca tişörtün üstünde yarışın hangi yıl yapıldığına dair hiçbir ibare bulunmuyordu. 
  • Katılım geçen senelere göre azdı. Sanırım bunun en önemli iki sebebi yarış tarihinin birkaç ay kala değiştirilmesi ve yabancı katılımcıların geçen senelerden daha az olmasıydı. 
  • Bitirdikten sonra finiş noktasında beklerken bitirenlerin ilk sorduğu soru suyun nerede olduğuydu ama su yoktu. 
NOT: Bu vesile ile yarışlarda gönüllü olarak fotoğraf çekenlere buradan teşekkür etmek istiyorum. İş sadece fotoğraf çekmekle kalmıyor. Bir de bunların ayrılması, sınıflandırılması ve yüklenmesi var. Bu işlerin ne kadar zaman alıcı olduğunu bilen biri olarak emekleri ve ayırdıkları zaman için hepsine ayrı ayrı teşekkürler.  



Fotoğraf: Budak

5 Ekim 2015 Pazartesi

Spartathlon 2015 Race Report

"There are no shortcuts to any place worth going."
You see, last year I ran Spartathlon for the first time and finished in 33:47. My first goal was to finish and then to go below under 34 hours, if possible. So, it seems like everything went according to plan, right? Actually, the numbers don't tell the whole story. As I mentioned in last year's race report, everything started to go south after 80K. The last 24 hours were a tremendous struggle. I was constantly on the ropes, taking punches and getting knocked down. All I could do was to get up again and again. In the end, I guess the race got tired of beating me and it just let me finish. 


Spartathlon 2015 Yarış Raporu

"There are no shortcuts to any place worth going.  
Gitmeye değer hiçbir yere kestirme yol yoktur."
Geçen sene Spartathlon'u 33 saat 47 dakikada bitirdim. Hedefim önce bitirmek, daha sonra 34 saat altında bitirmekti ve kâğıt üzerinde hedefleri tutturdum. Bu yönden bakınca her şey plana uygun gitmiş gözüküyor ama rakamlar gerçek hikayeyi tam olarak yansıtmıyor. Yarış raporunda da anlattığım gibi geçen yıl ilk 80K'dan sonra işler baş aşağı gitmeye başlamıştı ve neredeyse son 24 saat çok çeşitli problemler ile geçmişti. İplere yaslanmış bir boksör gibi devamlı yumruk yedim, defalarca yere düştüm. Tek yapabildiğim her defasında ayağa kalkıp devam etmekti ve ben de onu yaptım. Parkur bana dayak atmaktan yoruldu, ben yemekten yorulmadım da ancak o şekilde bitirmeme izin verdi.


23 Eylül 2015 Çarşamba

Spartathlon 2015'e Doğru

Bu yıl Spartathlon 33. kez düzenleniyor. Geçen sene olduğu gibi 25 Eylül sabahı saat 07:00'de Atina'da Acropolis önünden start alarak 246 km uzaklıktaki Sparta meydanındaki Kral Leonidas heykeline 36 saatlik limit içinde dokunarak yarışı tamamlamaya çalışacağım.

Bu yıl ilk kez yarışın 2 HD kamera ve mümkün olan yerlerde havadan çekim yapan drone ile internetten canlı yayınlanacağı açıklandı. Yayın Spartathlon resmi sitesinden Cuma sabahı 07:00'de başlayıp 36 saatlik zaman limiti sonu olan Cumartesi 19:00'a kadar devam edecek. Genelde bu tip internet yayınları çok sağlıklı olmaz, bu yıl ilk kez uygulanacağını düşününce ne kadar sağlıklı olacağı bilinmez ama Cuma ve Cumartesi günleri vakti ve ilgisi olanlar için denemeye değer. Gelecekte bu tip yayınların birçok yarışta yaygınlaşacağı kesin. Bunun dışında yarışın medya sponsoru advendure.com CoveritLive'ın yanısıra FB ve Twitter güncellemeleri ile yarışı takip edecek. Ayrıca resmi sitedeki LIVE DATA bölümünde çip kontrol noktası olan 7-8 noktada güncelleme olacak. (İlgilenenler için numaram 233).