24 Nisan 2014 Perşembe

2014 İznik Ultra 80K Yarış Raporu

18 Nisan Cuma günü İznik Ultra Maratonu’nda üçüncü kez koşmak üzere Yenikapı – Yalova feribotuna bindiğimde bir senenin ne kadar çabuk geçtiğini düşünüyordum. Ilgaz, Alper ve Elena ile buluştuktan sonra feribotta yerlerimizi aldık. Bu yıl benim adıma bir fark vardı. 2012 ve 2013'de 130K'yı koştuktan sonra bu kez 80K parkurunda koşacaktım.

Eylül 2013’ü bir kenara koyarsak (30 Ağustos’ta koştuğum UTMB’den sonra dinlenmek için geçerli mazeretim vardı), 2014’ün Şubat ayı son 2.5 yılda en az koştuğum ay oldu. Ayın başındaki hamstring problemini ciddiye aldım ve daha büyük bir soruna yol açmaması için tamamen geçene kadar bekleme ve yarışmama kararı aldım. Mart başında durum iyiye gidiyordu. Temkini elden bırakmadan, nüks etmemesi için hıza değil dayanıklılık koşularına ağırlık verdim. Zaten yılın geri kalanında Spartathlon için ilk planda buna ihtiyacım olacaktı. Mart’ın ikinci yarısında gelen sinyaller iyiydi ama henüz İznik ile ilgili kararımı vermemiştim.

Yaz boyu yoğun bir hazırlık planladığım için tekrar bir sakatlık riski almak aptalca olacaktı. Nisan’ın ilk haftasında biraz yükleme yaparak vücudumun vereceği tepkiyi test ettim. Olması beklendiği gibi hız kaybetmiştim ama dayanıklılık açısından durum fena gözükmüyordu. Böylece 80K’nın doğru bir seçim olacağına ikna oldum.
İznik Ultra 2014

Yarış Öncesi

Yalova feribotunda iki sene önce İznik’e geldiğinde tanıştğımız Ian Corless ve İngiltere’den gelen ekip de vardı. Corless son iki yıl içinde podcast’i, yarış fotoğrafları ve dünyanın her yerindeki yarışları takip etmesi ile ultra camiasının en tanınmış isimlerinden biri haline geldi. İznik’e gelmesi yarışın tanıtımı için mükemmel bir fırsattı. Ilgaz’la birlikte 45dakika kadar koyu bir sohbete daldık. 130K koşacak olan Marcus Scotney hemen arkamızdaydı ve 13:52 olan parkur rekorunu 3 saat geliştirmeyi hedefliyordu. Eğer İznik’e gelmeseydi Londra Maratonu’na katılıp 2:32 olan en iyi derecesini 2:28 yapmaya çalışacağını söyledi. “Eğer yolu kaybetmezse” ve başka büyük bir problem yaşamadan koşarsa 11 saat altına inmesinin mümkün olduğunu düşündüm.

Sonra konu 80K parkuruna geldi. 80K’da dünya çapında tanınmış üç atlet vardı: Jo Meek (2013 Maraton des Sables ikincisi, ~2:40 yol maratonu), Tracy Dean (2013 World Trailrunning Championship'te Britanya milli takımı üyesi) ve Fransız Maud Combarieu (2012 UTMB-CCC ikincisi). Konuştuğum birçok kişiye genel sıralamada ilk üçü kadınların almasının sürpriz olmayacağını söylemiştim. Corless bana süre tahminimi sorunca, eğer ciddi şekilde koşar ve yarışırlarsa parkur rekorunun 6:45 seviyelerine gelmesinin mümkün olduğunu söyledim. Amy’nin geçen seneki 7:12’si çok iyi bir dereceydi ama hem İznik’ten 7 gün önce Lake Sonoma 50 gibi Amerika’nın en hızlılarının katıldığı sert bir 50 mil yarışı koşmuştu hem de İznik’te kendisini zorlayacak bir rakibi yoktu. Son olarak 42K’nın tartışmasız favorilerinin Robbie Britton  olduğu konusunda herkes hem fikirdi.

Feribotta Ilgaz, Ian ve Niandi ile sohbet ederken. Fotoğraf Tracy Dean.
İznik’e öğlen saatlerinde ulaştık. Otellerin uzun süre önceden dolduğu ortamda Ilgaz’ın organizasyonu sayesinde şehrin 2km dışındaki DARKA sitesinde kalacağımız eve yöneldik. Burası özellikle ailecek gelenler ve çocuklarını getirenler için gerçekten harika bir yer. Kardeşim Aytuğ (42K) ve eşi Melike de (10K) gece geç saatlerde şehre ulaşarak bize katılacaklardı. Hafta sonunun ilk köfteci ziyaretinin ardından gögüs numaralarını almak için kayıt merkezine giderek işlemleri hallettik.

Öğlen bastıran şiddetli sağanaktan sonra hava açtı, akşamki makarna partisinde tekrar patladı. Böyle olunca şehirdeki en sıcak konu hava durumuydu. Herkes telefonlardan dakika başı güncelleme alıp meteorolog kesilmişti. Ayakkabı seçimi ve zeminin durumu sohbetlerin ana konusuydu. Sonuçta tüm endişeler boşa çıktı, hava ve zemin kimse için problem olmadı.

Geceyarısı başlayan 130K için Ilgaz ve Cenk’i uğurladıktan sonra 12:30 gibi yattım, 4:30’a kadar uyudum. 75dk kadar da yatakta döndükten sonra kalktım. Yarış öncesi 3-4 saat uyku benim için yeterli oluyor. Aytuğ ile birlikte hızlıca bir kahvaltı yaptıktan sonra 7 gibi start noktasına geldik. Finişte alacağımız çantaları teslim ettikten sonra startaki yerimizi aldık.

Son yarışım olan Ocak’taki 28K Geyik Koşusu’ndan bu yana 4 ay geçmişti. Yarış kondüsyonumun ne durumda olduğunu ben de merak ediyordum. İlk hedefim vücudun sinyallerini dinlemek ve tempomu buna göre belirlemekti. Alacağım birinci referans bu olacaktı. Ancak tabii ki bu bir yarış olduğu için yorulduğum ve motivasyonum düştüğü zaman kolaya kaçmamı engelleyecek mantıklı hedefler önümde olmalıydı. Ayrıca böyle bir mesafede şu anki form durumumu test ederek bundan sonraki antrenmanlarımı şekillendirmek istiyordum.

Böylece geçen sene 130K’daki ara zamanlarımı 75k’ya kadar inceledim. Bu yıl 80k koştuğuma göre düz mantıkla bunlardan daha hızlı koşmam gerektiği açıktı. Ama ne kadar daha hızlı? Sonra Amy’nin geçen yılki ara zamanlarını inceledim. Geçişlerim bu ikisi arasında bir yerlerde olmalıydı. Bunu gerçekleştirdiğim sürece iyi bir yarış çıkaracağımı biliyordum. Bu da ikinci referansım olacaktı.

Soldan sağa Umut, Aytuğ ve Cemil ile start pozu.


42K ve 80K start anı. Fotoğraf Ian Corless

Yarış

Yarışın başlaması ile 42K koşan Robbie adeta 10K temposu ile birkaç kilometre içinde gözden kayboldular. Zaten 3:08 ile tamamladı ve maraton rekorunu ciddi bir seviyeye taşıyarak bitirdi. İlk yokuşa başladığımızda 15m kadar önümde yine 42K koşan Duygun ile birlikte biz de yanlız kalmıştık. Bu arada bize bir köpek katıldı ve Duygun’un arkasında benim önümde olmak üzere ilk büyük yokuşun tamamını bu şekilde geçtik, Duygun yokuşun tamamını koşarken ben birçok yerde hızlı yürüyüşe dönerek bacakları olabildiğince 40’dan sonrasına saklamayı tercih ettim. Hemen arkamızda 80K’nın favorilerinden Tracy ve Jo geliyordu. (Bir diğer favori olan Maud start almamıştı).

Geçen sene birçok kişinin yolu kaybettiği 10.km’de dikkat ederek sola döndükten sonra yandaki yolu görmeyerek sazlıkların arasına daldım. Tam bataklığa girecekken yanlışımı farkedip doğru yola çıktım. Sadece 30sn kadar kaybettim ama bu arada Tracy yanıma gelmişti, Jo da 30m kadar arkamızdaydı. 3km kadar beraber koştuktan sonra Derbent’teki ilk kontrol noktasından beraber geçtik.

Birkaç kilometre daha bu şekilde gittikten sonra Jo belirgin şekilde atak yaparak tempoyu iyice arttırmaya başladı ve bir süre sonra önümüzde koşan Duygun’u yakaladı. Benle beraber koşan Tracy bir süre bekledikten sonra atağa karşılık vererek hızlandı. Yarışın daha başlarıydı ve kendimi güçlü hissediyordum. Bir süre onlarla gidip gitmemeyi tarttıktan sonra sabah evden çıkmadan Aytuğ’un birkaç defa ısrarla tembihlediği “Eylül’ü unutma, aptalca şeyler yapma” uyarısı aklıma geldi. Ailede kafası normal çalışan, mantıklı birilerinin olması güzel bir şey... İlk kontrol noktasını 1:16’da yani yarış öncesi planıma göre iyi bir zamanda geçmiş olduğumu düşündüm ve plana sadık kalarak kendi tempomda devam etmeye karar verdim. 28K’daki ikinci istasyona kadar uzun düzlüklerde önümdeki ekibi rahatlıkla görebiliyordum.

10K civarları - Fotoğraf Ian Corless

18K civarları - Fotoğraf İznik Ultra
28K’da biraz muz ve çikolata takviyesi alıp 2km’lik yokuşu tırmandım ve Müşküle Köyü’ne giden 5km’lik uzun yokuşu indim. Müşküle her sene olduğu gibi en iyi destek veren köy olma özelliğine  devam ediyordu. Bütün köy ahalisi dışardaydı. Buradan aldığım enerjiyle Narlıca (42k) öncesindeki 5km’lik asfalta geldim. Hava artık oldukça ısınmaya başlamıştı, sert inişin etkisiyle bacaklar her sene olduğu gibi biraz mızmılandı.  Zaten yarıştan sonra özellikle 42k koşan hemen herkes yokuşu indikten sonra bacaklarının boşaldığını ve bu son bölümü koşmakta çok zorlandıklarını anlatıyorlardı. Narlıca’ya ulaşarak maratonu 3:40’da tamamladım. yolun yarısında sistem kontrolü yaptım. Kendimi yıpratmadan geldiğim için iyi durumdaydım.

Biraz yiyecek ve içecek takviyesi yaptıktan sonra ikinci tırmanış için harekete geçtim. Narlıca’daki çocuklar geçen yılki gibi yerlerini almışlardı. Önce “Yolu gösterelim mi?” diye sordular, bilmiyormuş gibi yapıp gösterin dedim. “Nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun, hangi takımı tutuyorsun, arkadan gelen kaç kişi var, yorulmuyor musun?” gibi soruların ardından seneye tekrar görüşmek üzere sözleşip vedalaştık.

Narlıca (42k)'da ikinci yokuş öncesi çocuklarla sohbet. Fotoğraf Ian Corless


Yokuşun dik olan 3-4km’lik bölümünde performansım iyi değildi. Yokuş antrenmanı eksikliğime yalnız gitmenin etkisi ile motivasyonumun düşmesi eklenince kolaya kaçıp fazlaca ağırdan aldım. Geri kalan bölümde tekrar toparlayıp Solöz’e (60K) kadar iyi bir tempoyla geldim. İstasyonda Ulaş ve Ufuk gibi koşucu dostlar ve tanıdık yüzler karşıladılar. Bütün gece ayakta olmalarına rağmen aynı bundan önceki istasyonlardaki gönüllüler gibi canla başla destek veriyorlardı. Burada Tracy’nin bazı problemler yaşadığını ve istasyonda dinlenmekte olduğunu söylediler.

Doğrusu 63-67k arası benim için de biraz problemli geçti. 63k’daki dereyi geçtikten sonra (ki kurak geçen kıştan o da nasibini almış artık dere özelliğini neredeyse kaybetmişti) ayakkabı içine giren taşlar artık çok fazla acı vermeye başlayınca durup çıkarmaya karar verdim. Durunca tekrar tempoyu yakalamam zaman aldı, kafadan rüzgâr geldi vs. vs. Kısacası çeşitli bahaneleri tek kelimeyle özetlemek gerekirse koşamadım. Neyse ki fazla geçmeden tekrar konsantre oldum ve 67k’dan sonra sahil kenarında fena olmayan bir tempo oturtup son 2km'de yaşadığım sıradışı olaya kadar iyi gitim. Sonuçta genel sıralamada ikinci, erkeklerde birinci olarak bitirdim. Jo Meek geçen seneki Amy'nin parkur rekorunu 20dk geliştirerek 6:52'de, yani benden yaklaşık 50dk önce yarışı tamamlamıştı.

80K Erkekler Kürsü. Soldan sağa, Fırat, Aykut, Tanzer. Fotoğraf Yaşar Dikbıyık
Kilometre 78

Buraya kadar okuyup “hele şükür, en sonunda bir yol kaybetme, sakatlık, mide problemi vs. olmayan bir ultra raporu gördüm” diye düşündünüz değil mi? Merak etmeyin, ben de 75.km’yi geçtiğimde, bunun önemli bir sorun yaşamadan biten bir yarış olacağını düşünmeye başlamıştım. Hatta bir ara “yahu yarış raporunda yazacak çok ilginç bir şey de olmadı” diye düşündüm.

Hahaha…

Yarış bitmeden yarış bitmiyor. Her yarışta gerçekten de bir şeyler öğreniliyor. Başkasının da başına gelebilir düşüncesi ile önce olayın detayları, ardından da yorumlarım:

75.km’yi 7:02’de sorunsuz geçtikten sonra sapaktan Orhangazi’ye doğru ayrılarak koşmaya başladım. Bundan önceki senelerde 130K koştuğum için hep diğer yoldan gidiyordum, bu bölümü ilk kez koşacaktım. Artık son düzlüğe girmişken bir problem olmasın diye işaretlere daha bir dikkatli bakma konusunda kendimi uyardım. Artık araba çarpmazsa, bacağım kopmazsa 7:30’da bitireceğim belli olmuştu. 1.5km kadar sonra arkadan yavaşça bir araba takip etmeye başladı. Dönüp baktığımda organizasyonun arabası olduğunu anladım. Arka koltukta oturan kameraman çekim yapıyordu.

Sol taraftaki asfalt daha geniş olduğu için yolun karşı tarafına geçtim, araba da karşı tarafta bazen benim yanımda bazen biraz önümde giderek çekim yapmaya devam etti. Bu şekilde yaklaşık 2km kadar giderken tempoyu arttırdım. Şehre girmiş ve artık finişin kokusunu almaya başlamıştım. Orhangazi – Yalova anayoluna 100m kala araba hızlandı ve büyük kavşaktan karşıya geçti. Arabayı kaybetmemek için hızlandım ama kavşağa geldiğimde yayalara kırmızı yanıyordu ve yoğun bir trafik vardı. Yeşil yanmasını beklerken parkurun buradan geçmesinin ilginç olduğunu düşündüm. Etrafta işaret de yoktu ama kavşağın ilerisinde araba sağa çekmiş halde beni bekliyordu. Yeşil yanar yanmaz karşıya geçip arabayı yakaladım. İşaret göremediğim için ne taraftan gideceğimi sordum. Gelen cevapla bir anda bacaklarım boşaldı:

-“Vallahi biz de bilmiyoruz ki!”

 -???

Şaka sandım ama değildi. Kâbus sandım ama gerçekti. İlk şoku üstümden attıktan sonra olay netleşti. Ben onları takip ederken, onlar da ben koştuğuma göre nasılsa yolu biliyorumdur diyerek benimle beraber geliyorlarmış. İşin kötüsü nerede kaybolduğumuz konusunda da kimsenin en ufak fikri yoktu. Telefon trafiği ile doğru yolu öğrenmeye çalışırlarken ben yolun kenarında öylece bekleyip olayın absürdlüğünü düşünüyordum. Al buyur, işte sana yazacak ilginç bir olay!

Panik halinde olduğumuzu gören halktan birkaç kişi yanımıza geldi. Ben, “buradan daha önce geçen oldu mu?” diye sorarken esnaftan birisi gelip “sağa döner ve koşarsam” 750-800m sonra şehir meydanındaki finişe gidebileceğimi söyledi. İyi de olay meydana ulaşmak değildi. "Doğru yoldan giderek" ulaşmaktı. Yoksa İznik’ten asfalta çıkıp Orhangazi’ye gelirdik.

5dk kadar süren ama bana saatler gibi gelen telefon trafiği sonuç vermedi, nerede kaybolduğumuzu, doğru yolda olup olmadığımızı kimse anlayamadı. İşin kötüsü o kadar bekleme boşa gitti. Yapılacak tek şey kendi başımın çaresine bakmaktı. Geri dönüp tekrar kavşağa koştum, yeşil yanmasını bekleyip karşıya geçtim ve son gördüğüm işarete kadar geri koşmaya başladım. Bir taraftan da kendime 78km boyunca akıllıca ve doğru bir yarış koştuğumu, sonuçtaki sürenin sadece bir rakamdan ibaret olup bu gerçeği değiştirmeyeceğini hatırlatıyordum. Sonunda ileride kırmızı bir kurdelâ gözüktü. Evet, sola dönüş oradaydı. Döndüm ve işaretleri takip ederek alt geçidi buldum, doğru yoldan koşarak 7:41'de finişe ulaştım.

Kırmızı ok, kaçırdığım sola dönüş. Üçgen, anayolun karşısına geçip arabayı yakaladığım, 5dk kadar durup telefon konuşmasının sonucunu beklediğim ve sonunda geri döndüğüm nokta. 

Bu olaydan çıkardıklarım:

1- Daha önce birçok yazıda belirttiğim gibi ultra maratonlarda kaybolmak işin içinde var. Geçen iki yılda 130K da ben de yolu kaybetmiştim, bu yıl da yine özellikle 130K da yolu kaybedenler oldu. Bu seferki diğerlerinden oldukça farklı olduğu için detaylı yazdım. Bundan sonraki maddede yazacaklarımdan bağımsız olarak bu olaydaki sorumluluğu da 100% üzerime alıyorum. Organizasyondan kimse bana yol göstermek veya yolu bilmek zorunda değil. Ha fikrimi sorarsanız en azından son birkaç kilometreyi bilse yanında gittiği koşucu için fena olmaz ama "bilmek zorunda değil". Herkes kendi işini yapıyor, benim işim de işaretleri takip ederek finişe gelmek. Yarışı bitirir bitirmez söylediğim gibi sorumluluk tamamen bende. Nokta.

2- Olayın neden bu noktaya geldiğini anlamak için son iki yıldaki önemli bir detayı bilmek gerek. 2012 ve 2013’te 130K koşarken İznik’e yaklaştığımızda önümüze bir eskort araba gelmiş ve son 2-3km’yi o arabayı takip ederek bitirmiştik. Sadece ben değil 130K koşan birçok kişi yarışı bu şekilde biitirmişti. Orhangazi’ye 3km kala arabayı görür görmez otomatikman bunu düşündüm ve arabanın yolu bilmeyeceği aklımın ucundan geçmedi. Geçen senelerdeki deneyimler beynimi o kadar şartlandırmıştı ki inanın 100 defa olsa yine aynı şeyi yapar arabayı takip ederdim. Sonuçta farkında olmadan birbirimizi yanılttık. Bu yüzden sorumluluğu almakla beraber kendimi suçlamıyorum. Yıllar sonra bu yarışı düşündüğümde ilk olarak aklıma "biz de bilmiyoruz ki!" sözünü duyduğum anda yaşadığım şok gelecek ve olayın absürdlüğüne tebessüm edeceğim.

3- Dersimi aldım, bir daha tongaya düşmem. Değil araba, önümde Caner koşsa güvenip takip etmem, işaretlere bakar devam ederim :)

Jo Meek parkur rekorunu 6:52'ye taşıyıp erkeklere bu işin nasıl yapılacağını gösterirken. Fotoğraf İznik Ultra
NOTLAR

-Katılımcı sayısı bu sene daha da artan yarışta birçok güzel olaya şahit oldum. İlk defa 42k, 80k ve 130k koşanlar, geçen senelerde bu mesafeleri tamamlayamayıp bu yıl başaranlar, yol maratonu koşmadan burada ilk kez maraton koşanlar ve daha fazlası. Herkesin ayrı bir hikayesi vardı. Yarış esnasında zaman zaman “bir daha asla” diyenler eminim ağrılar azaldıktan sonra gelecek senenin planlarını yapmaya başlayacaklar. Bence üç parkur da çok güzel. Kısa mesafe antrenmanlarına ağırlık verdiğim bir yıl belki 42K’yı deneyip ne kadar hızlı koşabileceğimi test etmek isterim. Bu yıl koşarken birkaç kere bunu düşündüm.

-Parkur gönüllülerine her sene olduğu gibi yine ayrı bir paragraf açmak gerek. Bu yıl 130K'nın gece başlaması ile birçoğu bütün gece boyunca ayakta kalıp ertesi günün geç saatlerine kadar koşanlara yardımcı oldular. 3 hafta öncesine kadar koşup koşmayacağıma karar vermemiştim ve koşmazsam istasyonlarda gönüllü olmak istediğimi Caner'e bildirmiştim. Bu yıl olmadı ama koşmadığım bir yıl yapacağım ilk iş bu olacak. Elinize ayağınıza sağlık ve teşekkürler.

Fotoğraf Ian Corless
- İznik Ultra sadece 3 yıl içinde gerçek anlamda uluslararası bir organizasyon haline geldi. Bunda çalışanından, gönüllüsüne ve koşanına kadar herkesin bir oranda emeği var. Bu yıl İngiliz ekibinin dışında Balkanlardan da çok sağlam koşucular gelmişti. Raidlight’ın kurucusu Benoit Laval, Yeni Zelanda’nın tanınmış isimlerinden John Bayne gibi isimler bunlara eklenmişti. Bu başarı ülkedeki diğer ultra maratonlar için de faydalı olacak ve bundan tüm koşu camiası olumlu anlamda etkilenecek. Her zaman olduğu gibi görülen artıları ve eksiklikleri organizasyona bildirmekte fayda var. Kendileri de bu işin içinde oldukları için eminim değerlendireceklerdir. (Ben bu konulara Koşu Gazetesi’ndeki yazıda değineceğim için burada girmiyorum).

-Her üç mesafedeki parkur rekorları bu sene ciddi şekilde gelişti. 2:35 civarı yol maratonu olan ve patika tecrübesi bulunan bir koşucu kendine rakip de bulursa 42K rekorunu 3 saat altına indirir. O zamana kadar 3:08 çok ciddi bir derece.

80K’daki kadınlar rekoru bence çok sağlam. Şartlar uygun olursa 6:45 altını görebiliriz ama Jo’nun büyük bir negatif split (3:32 vs. 3:19) yaptığının altını çizmek gerek. (100% detaylı incelemedim ama sanıyorum 80K'da son iki yıldaki ilk ve tek negatif split bu). Bunda kendisini zorlayan Tracy gibi birinin olmasının da etkisi büyük (Tracy’nin yarışı 60K’da bıraktğını bilmeden koştu). Yanılabilirim ama kadınlar rekorunun birkaç sene yerinde kalacağını düşünüyorum. Çok iyi bir erkek atlet rekoru 6:15 seviyelerine taşıyacaktr. Bu parkuru 6 saatin altında koşabilecek 50 mil uzmanları da var (Krar, Canaday, Dakota, Wardian vs.). Umarım onları da bu parkurda görürüz. 130K rekorunun ise 10:xx olacağı günler bence çok uzak değil (tabii 130K olarak kalırsa!).


-Kendi adıma bakınca, sonuçtan bağımsız olarak tatmin olduğum bir yarış oldu. Yarış öncesi stratejime sadık kaldım ve enerjimi dengeli yaydım. Ciddi koştum ama sakatlık riski olacak zorlamalardan kaçındım. Yarış öncesi planı aşağıdaki şekilde gerçekleşti. (Geçen sene 62.km’de kaybolup 14dk kaybetmiştim. Sol sütundaki parantez içindeki sayılar onu ifade ediyor).

Önümüzdeki yıllarda 80K'da 7:30 düşünenler için  bu yılki ara zamanlarım iyi bir referans olabilir çünkü oldukça dengeli gittim ve büyük iniş çıkışlarım olmadı.



2013 Aykut (130K)       
2014 Aykut (80K)
2013 Amy (80K)
13K
1:21
1:16
1:14
28K
2:41
2:33
2:28
35K
3:21
3:07
3:01
42K
3:57
3:40
3:33
60K
5:58
5:32
5:18
63K
6:36 (6:22)
5:54
5:43
75K
7:46  (7:32)
7:02
6:45
80K
8:29 (8:15)
7:41 (~7:30)
7:12
 
 

Iznik Ultra 2014 Race Report from MCR Racesetter on Vimeo.

Tüm sonuçlar için tıklayın.
Ian Corless fotoğrafları için tıklayın 
Organizasyondan fotoğraflar için tıklayın

42K
  1. Robbie Britton  3:08:19 parkur rekoru
  2. Benoit Laval  3:30:38
  3. Duygun Yurteri 3:31:56
  1. Elena Polyakova 3:47:26
  2. Aysen Solak 3:51:01
  3. Helen Southcott 4:14:07
80K
  1. Aykut Çelikbaş 7:41:34
  2. Fırat Kara 7:46:07 
  3. Tanzer Dursun 8:22:16
  1. Jo Meek 6:52:17 (parkur rekoru)
  2. Yasemin Goktas 10:19:17
  3. Ayse Beril Basliqil 10:36:57
130K

  1. Marcus Scotney 12:53:59 parkur rekoru
  2. Mahmut Yavuz 13:11:55
  3. Zhikica Ivanovski 13:53:41
  1. Bakiye Duran 19:09:39
  2. Svetiana Stojanoska 22:27:08

3 yorum:

  1. Aykut ellerine, ayaklarına sağlık.
    Gelecek yıl yine bekleriz.
    Atina'da başarılar diliyoruz, takipte olacağız.

    YanıtlayınSil
  2. Helal olsun ve tebrikler...Kimbilir seneye belki beraber kosariz...

    YanıtlayınSil
  3. Tebrikler Aykut. Hem güzel koşmuşsun hemde bizlerle yine çok yararlı olacak deneyimlerini paylaşmışsın. Belki önümüzdeki yıl 80K'yı denersem bu ara zamanları dikkate alacağım.

    YanıtlayınSil