17 Şubat 2014 Pazartesi

Salomon S-Lab Sense Ultra İncelemesi


Salomon bundan birkaç yıl önce Kilian Jornet için özel olarak tasarlanan S-Lab Sense modelini üretmişti. Bu ayakkabı ayağa oturan tasarımı ve hafifliği ile minimalist ayakkabı kullananlar arasında çok popüler oldu. Kullananların iki önemli eleştirisi vardı: İlki ayakkabının yeterince dayanıklı olmaması, ikincisi ise uzun mesafeler için yeterince koruma sağlamamasıydı.

Bu eleştirileri dikkate alan tasarımcılar ayakkabıda bazı modifikasyonlar yaparak S-Lab Sense Ultra modelini ürettiler. Böylece ayakkabının ağırlığı Sense’e gore biraz arttı fakat daha dayanıklı, daha uzun mesafelerde kullanılabilen ve taban yapısındaki değişiklikler ile daha iyi yol tutuş sağlayan hafif ve hızlı bir yarış ayakkabısı ortaya çıktı.

S-Lab Sense Ultra
 

Sense Ultra’nın topuk-burun farkı 5mm (19mm vs 14mm) ve 42 numarası yaklaşık 215gr ağırlığında. Genelde 7-11mm topuk-burun farkı olan ayakkabılarla koşan biri olarak beni ilk bakışta düşündüren bu 5mm’lik fark idi. Bu sebeple oldukça temkinli başlayarak mesafeleri yavaş yavaş arttırdım. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse bu farkın tahmin ettiğim kadar problem yaratmadığını farkettim.

Bunun nedenini araştırınca sebebi büyük oranda ortaya çıktı. Topuk-burun yükseklik farkı önemli bir kriter ama tek faktör bu değil. Tabanın ne kadar yumuşak malzemeden yapıldığı, bir başka değişle ne kadar yastıklama olduğu ve ayağınızın neresi ile bastığınız da çok önemli. Ben ağırlıklı olarak orta taban basan biriyim. Kullandığım ayakkabılar genelde 7-11mm topuk-burun farkına sahip olsa da yumuşak tabanlı ayakkabılar (kendi ayakkabınızın göreceli yastıklama oranına buradan bakabilirsiniz). Yumuşak tabanın anlamı şu: Adımı attığınızda ayağınız tabana daha fazla gömülüyor ve eğer orta taban veya topuk basıyorsanız burun kısmıyla arasındaki yükseklik farkı kağıt üzerinde yazana gore daha az hale geliyor.

Dolayısı ile ayakkabıları sadece topuk-burun yükselik farkıyla karşılaştırmak her zaman doğru olmayabilir. Basış stilinizi ve kullandığınızın ayakkabıların taban sertliğini de dikkate alın. Bu örnekte yükseklik farkı benim için büyük problem olmadı fakat tabanın sertliğine belli bir alışma süreci geçirmem gerekti. Bunu da aşağıda detaylandıracağım.

Bu açıklamadan sonra büyük çoğunluğu yarışlarda olmak üzere şu ana kadar yaklaşık 300km kullandığım S-Lab Sense Ultra hakkındaki görüşlerime başlayabilirim.

İLK İZLENİMLER ve AYAĞA UYUM

Sense Ultra’yı ilk giydiğinizde diğer ayakkabılarda pek rastlamadığınız bir hisle karşılaşacaksınız. Ayakkabının özellikle orta bölümünün ayağınızı tamamıyla kavradığını hissedecek hatta belki fazla sıkı olduğunu düşüneceksiniz. Bu ayakkabı adeta bir eldiven gibi ayağı sarması için tasarlandığı için bu size özgü bir durum değil.

Topuk ve burun kısımları da benzer yapıda. Benim için yeterli olsa da özellikle ayağınız geniş veya çok taraklı ise burun kısmı diğer ayakkabılarınıza göre biraz dar gelebilir. Eğer geniş ayakkabı giymeye alışıksanız bu eldivenimsi duyguya alışmak için birkaç kez koşmanız gerekecek. Şahsen ben daha once giydiğim hiçbir ayakkabıda ayağı bu şekilde kavrayan bir ayakkabıya rastlamadım. Bazı ayakkabılarda bağcıkları ve sıkılığı ne kadar ayarlasanız da engebeli zeminlerde ayağın ayakkabı içinde öne arkaya veya sağa sola oynamasını engelleyemezsiniz. Bu da özellikle uzun mesafelerde ve bozuk zeminlerde ayağın su ve kan toplaması başta olmak üzere çeşitli problemlere yol açar. Sense Ultra’nın ayağın adeta uzantısı haline gelmesi ile bu problem neredeyse sıfırlanmış.  

Bu duyguya alıştıktan sonra bu tasarım ayakkabının en önemli özelliklerinden biri haline geliyor çünkü özellikle dar, keskin dönüşlü patikalarda ve teknik bölümlerde ani manevra kabiliyetini ve yol tutuşu büyük oranda arttırıp güvenle koşabilmenizi sağlıyor.

Sense Ultra aslında çorapsız da giyilebilmek üzere dikişsiz şekilde üretilmiş bir ayakkabı. Ben çorapsız değil ama her zaman çok ince çorapla giydim ve bunu tavsiye ederim. Kalın bir çorapla birçok kişi için orta bölümünün rahatsız edici şekilde sıkı olacağını düşünüyorum. Eğer çoğunlukla kalın çorapla giyecekseniz yarım numara büyük almayı düşünebilirsiniz.

2014 1. Geyik Koşusu'nda giyerken. Fotoğraf: Galip Akkaya

BÜYÜKLÜK

Her markanın kalıbının farklı olabildiği malum. Hatta zaman zaman aynı markanın değişik modelleri arasında da kalıp farkları görülebiliyor. Merak edenler için benim deneyimimde Sense Ultra’nın standart bir kalıpta olduğunu söyleyebilirim. İstisnalar hariç birçok markada ve Speedcross 3 ile XT Wings 3 gibi  diğer Salomon modellerinde US12/46.5 giyen biri olarak Sense Ultra’da da aynı numara ayağıma tam geldi. (Sense Mantra’nın kalıbı ise bence biraz farklı ve yarım numara küçük olanı bana daha uygun).


ÜST BÖLÜM

Sense Ultra’nın üst bölümü burun kısmındaki sert koruyucu malzeme ile birlikte hava almayı sağlayan ve suyu hızlı tahliye eden gözenekli malzemeden üretilmiş. Çekmeköy koşularında birkaç kez bileğime kadar suya girdikten sonra çok kısa sürede suyu tahliye ettiğine şahit oldum. Bu konuda çok başarılı.  

Ayakkabının dili de birçok ayakkabının aksine ayağı tamamen sarması için iç bölümle bütünleşik olarak üretilmiş. Endofit adı verilen bu tasarım çok ince likra benzeri bir malzemeden yapılmış ve çorapsız da giyilebilmek için tasarlandığı için bu malzeme son derece yumuşak. Buna Salomon'a özgü hızlı bağcık sistemi de eklenince ayakkabının ayağa tam olarak oturduğunu söylemek yanlış olmaz.

Yeri gelmişken bu bağcık sistemine alışık değilseniz küçük bir öneride bulunabilirim. Bağcıkların sıkılığını ayarlarken ilk aşamada biraz fazla sıkı ayarlamanızda fayda var. Çünkü bağcıklarda biraz boşluk kalıyor ve birkaç dakika koştuktan sonra bu boşluğun alınması ile çok az da olsa gevşiyorlar. Eğer koşuya ilk başlarken biraz fazla sıkı hissediyorsanız bunu önemsemeyin, birkaç dakika sonra olması gereken sıkılığa gelip bir daha değişmeden kalıyorlar.

Dilin ayağı tam sarmasını sağlayan Endofit

ORTA TABAN

Ayakkabının orta tabanı diğer birçok ayakkabıya göre daha sert. Şahsen daha yumuşak tabanlı ayakkabılar kullanmaya alışık olduğum için yumuşak zeminlerde bir problem yaşamadım ama sert zeminlerde veya yarışların asfalt bölümlerinde koşarken belli bir alışma süreci geçirdim. Bu ayakkabı her ne kadar orta taban ve burun basanlar için tasarlanmış olsa da mesafe uzayıp yorgunluk çöktükten sonra ister istemez koşu formu bozulmaya başlıyor. Bu yüzden topuk ve orta tabanın daha yumuşak olmasını tercih ederdim. (Bu satırların yazarının 80 kiloya yakın olduğunu, daha hafif bir koşucu için bunun belki daha az problem yaratabileceğini de hatırlatırım). Eğer bu tür sert tabanlara alışık değilseniz kısa mesafelerden başlayıp vücudunuzu buna alıştırmanız çok önemli. Bu sertliğin pozitif yanı ise ayakkabının stabilitesini ve yol tutuşunu arttırması.

Topuk burun farkının düşük olmasının koşu stilinizde yaratacağı farklardan biri yokuş çıkarken olacak ve bu bölümlerde ayakkabı sizi burun basmaya zorlayacak. Düz yolda ve inişlerde ise topuk yerine orta taban basmaya çalışacaksınız. Bunun sonucunda özellikle yokuşlu koşulardan sonra kalflarınızda sertleşme hissetmeniz normal.

Ayağı koruma konusuna gelince… Genel olarak bu hafiflikte bir ayakkabı için yeterli. Taşlık zeminlerde koşanların en nefret ettiği şeylerden biri ayakkabının burnunu büyük bir taşa vurduğunuzda parmaklardaki o tarifsiz acıdır. Bu bazen tırnakların kan toplamasına kadar gidebilir. Sense Ultra ile birkaç kez istemsizce taşları tekmelediğim oldu ve bence burun koruması işini gayet iyi yaptı.

Taban korumasına gelince, çok sert ve sivri taşlara denk gelirseniz ve özellikle ayağın köprü kısmına isabet ederse bir süre acıyı hissediyorsunuz. Örneğin Çekmeköy’de büyük taşlı mıcır dökülmüş birkaç kilometrelik bir alan var ve bu bölümde yanlış bir taşa bastığınızda sonucuna katlanıyorsunuz. Bunun sebeplerinden biri bence tabanın çok esnek olup ayağın şeklini alması. Bu da hemen tüm hafif yarış ayakkabılarında göze alınması gereken bir durum.

ALT TABAN

Sense Ultra'nın tabanı kuru ve az çamurlu zeminlerde gayet başarılı. Aynı şey dar patikalar, ani manevralar ve teknik bölümler için de geçerli. Ancak çok çamurlu ve kaygan patikalarda koşacaksanız haliyle bir Speedcross 3’ün sağlayacağı yol tutuşu beklemeyin. Ama ağırlıklı olarak çamurda giymeyi düşünüyorsanız bunun da çaresi artık var. Bu konuyu dikkate alan Salomon sene başında Sense Ultra Softground versiyonunu piyasaya sürdü ki bu modelin taban yapısı Speedcross'a çok benzer.

Sense Ultra Softground'da bulunan daha agresif taban yapısı

Öte yandan birçok ayakkabıdaki gibi tabanın orta bölümünde ayakkabıyı hafifletmek için boşluklar bırakılmış. Bu tasarım kuru zeminler ve normal çamur için iyi bir düşünce. Fakat yapışkan çamura denk gelirseniz bu bölümler çamurla doluyor ve koşu sonuna kadar sizinle birlikte geliyorlar. Bu da işin dezavantajı.


MENZİL

Her ne kadar bu kişiden kişiye çok farklılık gösterecek bir konu olsa da eğer daha minimalist tarzda ayakkabılara alışık değilseniz 30-40dk’lık koşularla başlamanızda büyük fayda var. Daha önce de belirttiğim gibi benim özellikle sert taban yapısına alışmam belli bir sure aldı. Önceleri 10K gibi kısa mesafelerde denedim. Ardından yaklaşık 4 aylık bir periyotta kademeli olarak arttırarak 60k’ya kadar çıktım.

Mesafenin yavaş yavaş arttırılması kaydıyla birçok kişinin özellikle yumuşak zeminlerde 30-40k'ya kadar çıkabileceğini düşünüyorum. Daha tecrübeli veya minimalist ayakkabılara alışık koşucular yine kademeli şekilde 60-80k'ya kadar gidebilirler diye tahmin ediyorum. Sense Ultra ile 100 mil yarışları koşan atletler de tabii ki mevcut ama birisi yapıyor diye kimsenin bunu yapmaya çalışmasına gerek yok. Herkesin kendi doğrusunu bulmayı hedeflemesi en sağlıklısı.

DAYANIKLILIK

Koşucu olarak en çok para harcadığımız malzeme kuşkusuz ayakkabılar. Bir ayakkabının rahatlığı ve ayağımıza uyumu kadar bence dayanıklılığı da çok önemli bir kriter. Bunu da ayakkabının sınıfına göre değerlendirmek gerekir. Ek olarak koşucunun ağırlığı, basış stili, hangi zeminlerde koştuğu vs. de önemli. Ama genelde kişisel olarak bir antrenman ayakkabısının 800-1000+km dayanmasını beklerim. Sense Ultra gibi bir yarış ayakkabısının ise ne şartlarda ve hangi zeminlerde giyildiğine de bağlı olarak 600-700+km dayanması gerektiğini düşünürüm.

Şu an itibari ile iki Geyik Koşusu, iki Çekmeköy (60K ve 45K) ve Kurabiye Macera Koşusu (35K) gibi çoğunluğu yarışlarda olmak üzere ayakkabıyı genellikle çamurlu ve kuru zeminlerde 300km'ye yakın  kullandım. Olağan yıpranma dışında taban dişleri de dahil olmak üzere henüz gözle görülür ve hissedilir bir problem gözükmüyor ve dayanıklılık beklentilerimi karşılayacak gibi duruyor. Ancak bunun temelde bir yarış ayakkabısı olduğunu unutmadan beklentileri iyi ayarlamak ve hiçbir zaman bir antrenman ayakkabısı kadar dayanıklı olmasını beklememek gerektiğini akılda tutmak gerek. Aşağıda yaklaşık 300km'deki kendi ayakkabılarımın fotoğraflarını görebilirsiniz.





SONUÇ 

Sense Ultra bence kendi sınıfı içinde aldığı övgüleri hakeden bir ayakkabı. Bir koşu ayakkabısında uyum ve rahatlığa önem veren biri olarak dış görünüşle fazla ilgilenmesem de bu ayakkabının çarpıcı bir görünüşü olduığunu da söylemeliyim. İlk bakışta bir spor arabayı hatta bir Formula 1 arabasını çağrıştırdığını söylemek sanırım çok yanlış olmaz.  

Bu ayakkabıyı almayı düşünenler bence iki faktörü gözönüne almalı: Birincisi ayağı eldiven gibi saran bir ayakkabıya alışmanın belli bir sure alacağını akılda tutmak. İkincisi de sert taban yapısının ve 5mm’lik topuk burun farkının alışık olmayanlar için yine bir geçiş süresi gerektireceği gerçeği. Eğer özellikle ikinci konuda sıkıntı yaşayacağınızı düşünüyorsanız önce Sense Mantra kullanıp (Mert'in incelemesi) daha sonra Ultra’ya geçiş yapmak daha mantıklı olabilir. Bu iki faktörü bir kenara koyduktan sonra Sense Ultra bence ayağı mükemmel kavrayan, hızlı, hafif ve çok çamurlu zeminler dışında gayet iyi yol tutuş sağlayan bir yarış ayakkabısı.

Son olarak bu tür bütün ayakkabılarda olduğu gibi dikkatli ve kademeli bir mesafe arttırımı gerektiğini tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum. Yurtdışında alkollü içecek reklamlarında “Drink Responsibly – Ölçüyü kaçırmadan için” ibaresi bulunur.  Aynı şeyi Sense Ultra için söyleyerek “Ölçüyü kaçırmadan giyin” diyorum!

İyi koşular.  

3 yorum:

  1. Oldukça tatmin edici bir inceleme olmuş eline sağlık. Bir önerim olacak bu blog' da birçok kıymetli deneyim paylaşmışsın, bunların daha kolay erişilebilir olması için "Ana Sayfa", "Koşular" gibi incelemeler, ultra koşular vb kırılımlar ile derleyip toparlaman ziyaretçiler için ciddi kolaylık sağlayacaktır.

    YanıtlayınSil
  2. 46,5 numara giydiginizi soylemissiniz speedcross 3 modelinde,klasik ayakkabi secimlerindeki numaraniz nedir? online siparis verecegim icin bunu arastiriyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 46.5 veya daha standart olmasi icin US-12 benim Sense Ultra'daki numaram. Speedcross 3'te de US-12 giyiyorum. XT Wings 3'te de ayni. Mantra'nin kalibi buyuk, onda 11.5 daha uygun. Yol ayakkabilarinda genelde 12. (Asics Kayano 20, Noosa Tri). New Balance'in bircok modelinde de 12 ama bazi modellerinde 11.5 (890V1, 890V3, 1400 V1).

      Sil