31 Ekim 2017 Salı

Salomon Cappadocia Ultra Trail 2017 Yarış Raporu

"Bir gün dişçide sıra beklerken önümdeki dergideki makalenin başlığı ilgimi çekti: `Istakozlar nasıl büyür?` Bildiğiniz gibi ıstakozlar sert bir kabuğun içinde yaşayan yumuşak hayvanlardır. Sert kabuk genişlemediğine göre, bir ıstakoz nasıl büyür? 
Gerçekte olan şudur: Istakoz büyümeye başlayınca kabuğun içinde rahatsız olmaya ve baskı hissetmeye başlar. Güvenli bir yere gider ve kabuğunu atıp kendine daha büyük bir kabuk oluşturur. Bir süre sonra o kabuk da küçük gelmeye başlayınca daha büyüğünü meydana getirir. Bunu hayatı boyunca defalarca tekrarlayarak büyümesini sürdürür. 
Bir ıstakozun büyümesini tetikleyen faktör kendini rahatsız hissetmesi ve baskı altında olmasıdır. Istakozlar doktora gitselerdi asla büyüyemezlerdi! Çünkü doktor ona bir sakinleştirici verir, o da kendini iyi hissetmeye başlayınca o küçük kabuğun içinde yaşamına devam ederdi. Bu yüzden bizim de baskı altında olduğumuz durumları kendimizi geliştirmek için sinyaller olarak görmemiz gerekir. Eğer bu zorlukları ve sıkıntılı durumları doğru kullanmayı öğrenirsek bizi geliştirmelerini sağlayabiliriz." - Abraham Twerski

Salomon Cappadocia Ultra Trail 2017'ye geri dönüp hatırladığımda yarışı ikiye ayırabilirim: İçinde olduğum kabuğun yarışın başından itibaren giderek baskısını arttırdığı ilk 70 km'lik bölüm ve o kabuğu kırıp üstümden atmayı başardığım son 45 km.

Foto: Brian B. Hodes


Bu yılki macera Kapadokya'ya gitmek için yola çıktığım perşembe akşamı başladı. Son gece fazla uyuyamayacağım için aslında perşembe günü iyi bir uyku çekmeyi düşünüyordum ama gece 23:30 gibi otele ulaştıktan sonra ancak 01:00'de yatağa girebildim.  Cuma günü ise hem keyifli hem yoğun geçti. Sabah erken kalkıp kahvaltıdan sonra kayıt işlemlerini hallettikten sonra bir süre orada kaldım. Yarışa çok geniş bir katılım olduğu için bazen aynı şehirde olsak bile görüşemediğimiz bir çok kişiyi görmek için en iyi fırsatlardan biri bu hafta sonu. Kayıt sonrasında yarış fuarındaki Salomon standına giderek öğleden sonraya kadar burada bulundum. Ardından hemen otele dönüp üzerimi değiştirdikten sonra 16:30'daki basın toplantısına yetiştim. Oradan çıkıp 18:00'deki yarış brifingine geçtikten sonra makarna partisine katılıp yarış öncesi son sohbetleri yaptım. Saat 21:00 gibi otele döndüğümde günün yorgunluğunu hissetmeye başlamıştım. Son hazırlıkları tamamlayıp 23:00 sularında yatay pozisyona geçtim.

Cumartesi günü 5'de kalktım ve hızlı bir kahvaltı sonrası saatlerin 7:00'ı göstermesi ile 60K ve 110K koşanlar yarışa başladı. İlk yokuşu oldukça yavaş çıkmaya dikkat ettikten sonra düzleşen patikada orta sıralarda kendime bir yer buldum. Hemen yanı başımızda uçan balonların altında koşmak benzeri zor bulunan fotoğraflar ortaya çıkarıyordu. 10. km'deki İbrahimpaşa istasyonunu 110K koşanlar arasında 21. sırada geçmişim. 60K koşanların daha hızlı olduğunu düşünürsek önümde 50 civarında koşucu bulunuyordu.

Fotoğraf Brian B. Hodes

Foto: CUT 
Cappadocia Ultra Trail'in 110 km (116)  parkuru aslında ilginç bir mesafe. Kısa bir mesafe olmadığı kesin ama bir 100 mil yarışı da değil. Örneğin bir 50 mil yarışının ilk yarısını kötü koşarsanız ikinci yarıda toparlayıp hedef süreye ulaşmak için çoğu zaman mesafe yetmez. Fakat bir 100 mil yarışında eğer 110-120 km'den sonra hala hızlı yol alabiliyorsanız, ilk yarıda kötü bile gitseniz çok çabuk yükselebilirsiniz. Kapadokya'nın 110K parkuru ikisinin arasında bir yerlerde. Fazla hızlı başlarsanız  kolay bitmeyecek kadar uzun bir mesafe ama ilk yarıyı çok kötü koşarsanız ikinci yarı durumu toparlamak için biraz kısa.

İşte İbrahimpaşa istasyonunu oldukça arka sıralarda geçtiğimde kafamın içindeki "çok yavaş gidiyorsun" şeklindeki sesleri susturup yarışın yeterince uzun olduğuna beynimi inandırmaya çalışıyordum. İlk 30-40 km olabildiğince kolay ve stressiz geçmeliydi. İstasyondan sonraki uzun tırmanışa başladığımda 50 metre kadar önümde Amy Sproston'u gördüm. Amy ilk kez 2012'de Türkiye'ye geldiğinde ilginç bir şekilde tanışmıştık ve o zamandan beri iyi arkadaşım (bkz. Ultra Kitap sayfa 251-252 ). Bu yıl Amerika vize krizinden birkaç gün önce vizesini alıp Türkiye'ye erken geldiği için Kapadokya'ya gelmeden önceki 3-4 günü İstanbul'da beraber geçirmiştik. 1.5 ay önce, ilk 80 km'de büyük sorunlar yaşayıp 43. sıraya kadar düştüğü UTMB'nin ikinci yarısını çok güçlü koşarak 8. sırada bitirmişti.

Uçhisar (25 km) istasyonuna kadar büyük bölümü Amy ile beraber gittik. Kendimi pek iyi hissetmediğim bölümlerde tanıdık biriyle koşmak iyi geldi. Ancak onun da kendini iyi hissetmediği belliydi. Zaten istasyondan çıktıktan sonra bu onu son görüşüm oldu. Kadınlarda birinci sırada gitmesine rağmen 73. km'deki Damsa istasyonunda bırakmak zorunda kalacağını yarıştan sonra öğrenecektim.



Uçhisar'dan hemen sonra 60K koşan Emre'yi yakaladım ve böylece yaklaşık 20-25 km sürecek iyi bir birliktelik başladı. Emre yokuşlarda güçlü olduğu için öne geçiyordu. Ben de düzlüklerde ve inişlerde kendimi iyi hissettiğim için yakalayıp tempoyu arttırıyordum. Yavaş başlamanın da etkisi ile fiziksel olarak kendimi kötü hissetmiyordum ama yarış başından beri zihinsel olarak kendimi motive etmekte zorlanıyordum. İçimde anlam veremediğim bir sıkıntı vardı. Bu anlarda parkurun güzellikleri imdadıma yetişti. Bu parkurun ilk 60 km'si gerçekten çok özel.

Emre ile 10-20 metre farkı koruyarak Çavuşin istasyonuna beraber geldik. Burada Fırat Kara'nın da aralarında olduğu enerjisi yüksek bir gönüllü ekibi bizi karşıladı. Akdağ tırmanışına başlamadan önce bu önemli bir detaydı. İstasyondan ben biraz erken çıkınca bu Emre'yi son görüşüm oldu. 60K'yı 6. olarak bitirdiğini yarış sonunda öğrenecektim.

Çavuşin'de çorba molası. Foto: Fikri Çağlar
Son 1-2 saattir rahatsız eden sıcak hava Akdağ'a tırmanırken artık iyice zorlamaya başlamıştı. Tepeye ulaştığımda bir 10 saniye kadar yavaşlayıp etrafımdaki manzaraya baktım ve zihnimi boşaltmaya çalıştım. Saate baktığımda buraya kadar kötü olmayan bir sürede geldiğimi gördüm, bacaklarım da iyi durumdaydı. O zaman neden kendimi hala kötü hissediyordum?

Akdağ zirvesinde güneşin artık tam tepede olması önemli bir faktördü. Bundan sonraki 20-30 km'nin sıcak altında zor geçeceğini biliyordum. Hava serinleyene kadar dişimi sıkmam gerektiğini kendime hatırlatıp devam ettim. Bir süre sonra tanıdık bir yüz gördüm ve Samet'i yakaladım. Sonraki istasyona kadar birlikte koştuk. Aslında 50. km'den sonraki 8-9 km'lik kısım parkurun en hızlı koşulabilir bölümlerinden biri olmasına rağmen hem sıcaktan hem de daha önümde uzun bir mesafe olmasından dolayı tempoyu düşürmeyi doğru buldum.

58.3K Suunto Ürgüp istasyonunda Mehmet Yıldırım gönüllüydü ve çok iyi destek verdi. Çorbanın yanında biraz da bulgur pilavı yedikten sonra dropbag'den gece için içlik ve eldiven gibi ekstra malzemeleri alıp yarışın ikinci yarısına başladım. Hava o anda sıcak olsa da güneş battıktan sonra bir anda çok soğuyacağını biliyordum. Sonraki 10-15 km beklediğim gibi zor geçti. Özellikle rüzgarın esmediği yerlerde sıcaktan bunalsam da bacaklarım iyiydi ve Damsa'ya kadar birkaç kişi daha geçtim. Görünen o ki kendini kötü hisseden sadece ben değildim. Havanın kaçta serinlemeye başlayacağı ve o zaman nerede olacağım konusunda hesaplar yaparak kendime kısa süreli hedefler koymaya çalıştım. Ardından Alman koşucu Christian'ı yakaladım ve birlikte birkaç kilometre koştuktan sonra Polat Dede'nin gönüllü olduğu Damsa'ya beraber girdik. Christian girer girmez kaçıncı olduğunu sordu, Polat'ın 10 ve 11. sırada olduğumuzu söylemesi ile yarıştaki pozisyonumu ilk kez orada öğrendim.

Polat'a teşekkür edip istasyondan ayrılırken Christian'ı bekledim, bir süre biriyle gitmek iyi fikir gibi gözüküyordu. Christian oldukça tecrübeli ve güçlü bir koşucuydu, bir süre önde giderek tempoyu yükselttikten sonra belki de sıcağın etkisi ile arkada kalmaya başlayınca öne geçtim. Artık tek başıma bitmek bilmeyen uzun tozlu yokuşu çıkmaya başlamıştım ki kafamın içinde bir fikir belirdi. Son 3 yıldır Karlık (96K) istasyonunda gönüllü olduğum için Karlık'a hava kararmadan çok az kişinin gelebildiğini ve bu kişilerin oldukça iyi sürelerde bitirdiğini hatırladım. Karlık'a hava kararmadan ulaşabilir miydim? Önümde yaklaşık 25 km vardı, profile bakınca kolay gözükmüyordu ama havanın serinlemesi ile tempoyu yükseltirsem denemeye değer bir hedefti. Yokuş boyunca kafamda bu hesapları yaparken yarış başından beri ilk kez zihinsel olarak işlerin yoluna girmeye başladığını hissettim. Tozlu yolda iki defa yanımdan geçerek beni toz bulutuna sokan traktör bile canımı sıkamadı!

Taşkınpaşa'ya giden tozlu inişi de adeta uçarak indikten sonra istasyona ulaştığımda biraz çorba içip yarım muz aldım ve vakit kaybetmeden devam ettim. Ben istasyondan çıkarken biri Christian olmak üzere iki kişi istasyona giriyordu. Son 4-5 km'yi iyi koştuğumu düşünmüştüm ama ilk 10'daki yerimi korumak istiyorsam demek ki daha iyi koşmam gerekiyordu. İstasyondan sonra bir süre düz yolda koştuktan sonra ikinci uzun tırmanışa başlıyorsunuz. Bu yokuşu çıkarken güneş iyice alçalmıştı. Artık havanın serinlemesi ile kendimi çok iyi hissediyordum ve kafamda hesaplara devam ederek  düelloya odaklanmıştım. Gün boyu beni rahatsız eden güneşten rövanşı almanın yolu Karlık'a hava kararmadan ulaşmaktı.

Yokuş bittikten sonra Karlık'a kadar tamamı koşulabilir 8-9 km'lik uzun bir bölüm var. Burası tartışmasız olarak kendimi en iyi hissettiğim bölümdü ve tamamını iyi bir şekilde koştum. Önümde ve arkamda kimsenin görünmediği patikalarda yapayalnız koşarken "bu havada, bu patikalarda saatlerce koşabilirim" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bunun doğru olmadığını biliyorsunuz, zaten bir süre sonra gerçeklerle karşılaşıyorsunuz ama tempolu bir 90 km koştuktan sonra bunu hissetmek harika bir duygu. Dolayısı ile burası yarış başından beri beni bunaltan üstümdeki kabuğu tamamen kırıp attığım bölüm oldu.

Sonunda kafamın içindeki küçük yarışı kazanmış ve saat 17:53'te yani hava kararmadan 30 dakika önce Karlık'a ulaşmıştım. Son 3 yıldır burada gönüllü olduğum için burası benim için özel bir istasyon. Açıkçası burasının daha hareketli olacağını ve tanıdık yüzler göreceğimi düşünmüştüm ama ulaştığımda sadece iki gönüllü ve Yunan koşucuları bekleyen bir destekçi ile büyük bir sessizlik hakimdi. Fazla oyalanmadım, çorba ile ekmeğin yanında ufak bir parça da peynir alarak devam ettim.

Karlık'tan sonraki yokuşu tırmanırken hava artık soğumaya başlamıştı. Yol kenarında durup yağmurluğumu çıkardım ve kafa fenerimi taktım. Yokuş bitip düzlükte koşmaya başladığımda artık feneri açma zamanı gelmişti. Yamaçtan aşağıya inen teknik bölümde fazla risk almadım. Taşocağı istasyonu çabuk geldi. İstasyona ulaştığımda son birkaç istasyonda olduğu gibi gönüllüler beni yine İngilizce olarak karşıladılar. Önceki gelenlerin hepsi yabancı olduğundan Türk birini görünce şaşırıyorlardı. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum ama son istasyonlardan bir tanesinde ben de kendimce bir oyun oynamak için bir süre gönüllülere İngilizce cevap verdikten sonra "Arkadaşlar neden İngilizce konuşuyoruz ki?" dedim ve baya güldük. 70. km'den sonra parkurda tamamen yalnız koştuğum ve istasyonlarda tanıdık birini görmediğim için kendimi eğlendirecek böyle ufak tefek oyunlara ihtiyacım vardı!

Taşocağı'na gelince finişe 8-9 km kadar kalmasına rağmen iş bitmiyor. Önce yorgun bacaklarla kısa ama dik bir yokuşu çıktıktan sonra teknik bir bölümü geçmek, ardından da Ürgüp'ün arka sokaklarından koşarak finişe ulaşmanız gerekiyor. Artık buraya kadar geldiyseniz iş dişinizi sıkmaya bakıyor. Ben de onu yaptım ve 13 saat 27 dakika sonra (Genelde dokuzuncu,  40+ yaş grubunda birinci) başladığım noktaya gelerek yarışı tamamladım. Yarışın ikinci yarısı çok yalnız ve sessiz geçmişti ama finişte Aydın Güney, Ceylan Ateş, TRT'den Ömer Yavru, yarışı parkur rekoru ile uzak ara birinci bitiren Gediminas, Esma ve Saliha'nın da aralarında olduğu birçok tanıdık yüzü görmek gerçekten iyi geldi. Madalyamı ve çantamı aldıktan sonra Atıl, Caner, Cemil, Utkuer ve Fırat'ın desteği ile birkaç lokma bir şey yedikten sonra üşümemek için otelin yolunu tuttum.

Utkuer ile otele dönerken ara sokaklarda bir çantanın üzerinde duran kitabımı gördük. Biraz ileride kitabın sahibi olan gönüllü arkadaşımız vardı. Utkuer her zamanki esprili üslubu ile "Dostum bak kitabı imzalatmak istiyorsan fırsat ayağına geldi!" dedi. Hemen kalem bulup kitabı imzaladım ve bu da güzel bir anı oldu.

Yarıştan sonra fiziksel olarak en büyük sorunum gözlerimdeydi. Akşamdan hazırlamama rağmen son anda güneş gözlüğümü almayı unutmanın cezasını çektim. Güneşten, terden ve büyük oranda da tozdan dolayı yarışın son saatlerinden itibaren özellikle sol gözümü açmakta zorlanıyordum. Neyse ki ertesi gün nöbetçi eczaneden aldığım damla biraz rahatlattı ve 2-3 gün sonra sorun tamamen geçti.

Foto: CUT

Amer Sports Müdürü Ceylan Ateş'le birlikte. Foto: CUT

Yaş grubu Kürsüsü. Foto: CUT

Foto: CUT


Yarış sonrası güzel bir hatıra. Fotoğraf Utkuer Yaşar 

Yunanistan'dan gelen dostlar ve Amy Sproston ile. 
Her yarış yeni dersler demek. Bu yarış da bana hem hem yeni şeyler öğretti hem de bildiklerimi hatırlattı. Yarış öncesinde bazı sorunlarım vardı ama eminim katılan 1350 kişiye sorsak herkesin büyüklü küçüklü problemleri vardı. Bu sorunlar beni kontrollü başlamaya teşvik ettiği için avantaja dönüşmüş de olabilir. Elimden geleni yaptım ve son bölümü güçlü bitirebildim. Sonuçta geride kalan yıla baktığımda Runatolia'da iyi bir maraton koştuktan sonra İznik Ultra öncesi kendimi oldukça iyi hissediyordum ama yarışa birkaç hafta kala kolumun kırılması ile gönüllü oldum.  Dolayısı ile yılın ilk yarısı çok verimli geçmese de son 11 hafta içinde biri asfalt, ikisi patika olmak üzere 100 km civarında üç tane yarış koştum.

Yarış hakkındaki değerlendirmeme gelirsek... Öncelikle bir Salomon ve Suunto sporcusu olarak  parçası olduğum organizasyonu değerlendirmem zor olabilir. Fakat bu yarışın isim sponsoru Salomon değilken de son derece olumlu şeyleri defalarca söylediğim için yorum yapma hakkını kendimde görüyorum. Argeus'un Salomon ve Suunto ile güçlerini birleştirmesi ile son iki yıldır bu yarış her anlamda dünya standartlarında yapılıyor. Yurt dışındaki en iyi örneklerle kıyasladığımızda transferlerden kayıt işlemlerine, istasyonların içeriğinden gönüllülere, işaretlemeden bitirme ödüllerine, çip sisteminden fotoğrafçılara kadar tüm temel gereksinimler gerçekten en üst kalitede. Avrupa'da her hafta sonu onlarca yarış varken Cappadocia Ultra Trail'e gelen yabancı sayısının (ülkedeki turizm krizine rağmen) katlanarak artmasının sebebi de bu. Tüm geri bildirimler önümüzdeki sene bu eğilimin devam edeceğini gösteriyor.

Ancak yapılabilecekler hiçbir zaman bitmez. Neler daha iyi olabilir? Aşağıda benim gördüklerimden birkaç not:
  • Bu biraz kişisel bir yorum olabilir ama bence makarna partisinde müziğin sesi biraz azaltılabilir. Yarıştan önceki son saatler birçok kişi için stresli anlar ve çoğu kişi bu süreyi arkadaşları ile sohbet etmek için kullanmak istiyor. Yanınızdaki kişiyi duymanın zor olacağı kadar yüksek ses rahatsız edici olabiliyor. Ben yüksek müziği yarış sonrasında tercih ediyorum ama kim bilir belki de yaşlanıyorum! Gençler ve çoğunluk bu konuda ne düşünüyor bilmiyorum, onların da fikirlerini almak gerek.
  • Yarışı bitirdikten sonra yemek almak için verilmesi gereken fişi birçok kişi yanına almayı unutuyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de unuttum. Bunun için belki başka yarışlardaki gibi göğüs numarası üzerine bir işaret konulabilir. Aslında çantanın ya da dropbagin içine atmak akla gelmeyecek bir şey değil ama sanırım başka yarışlardan bu alışkanlık olmadığı için unutuyoruz.   
  • Yarışın özellikle ikinci yarısındaki istasyonlar çizelgede yazandan hep 2-3 km daha sonra geliyor. Bunu sadece kendi saatimle değil birçok kişiden teyit ettiğim için rahat konuşabiliyorum. Burada bir düzenleme yapılmasında fayda var çünkü yarışın sonuna doğru 3 km'yi geçmek bazı koşucular için 30-45 dk sürebiliyor. Bu da beslenme stratejisi başta olmak üzere birçok yönden sıkıntı yaratabilir.  
  • Yine küçük bir detay ama yurt dışındaki bazı yarışlar gibi göğüs numaralarının köşelerinde çengelli iğne için delikler yapılabilir. 
Son olarak yarış sonunda çeşitli görüşlerin ortaya atıldığı madalya konusunda da fikirlerimi belirtmek istiyorum. Konuyu bilmeyenler için, yarışı belirlenen zaman limiti içinde bitiremeyenlerin zamanları tutuldu ama madalya verilmedi. Bir görüş "verilse ne olurdu" derken, diğer bir görüş "doğru olan yapıldı" şeklinde idi.

Ben verilmemekle doğru olanın yapıldığını düşünüyorum. Uzun mesafelerde her zaman önemli olanın bitirmek olduğunu defalarca vurguladığım için tekrar etmeme gerek yok. Bu arazide 35 km'yi tamamlamak ülkede 100 kişiden 99'unun cesaret edemeyeceği bir iş. Bu yüzden parkuru bitiren herkes büyük bir tebriği hak ediyor. Özellikle 30 km parkurunda zaman sınırının dışında bitiren 80-90 kişi arasında benim de arkadaşlarım var. Birçoğu ile konuştum ve durumu doğru bulduklarını söylediler. Ama kabul etmeyen olsaydı onlara da inandığımı söylerdim.

30-60 ve 110K parkurlarını, pazar günkü çocuklar yarışı ile karıştırmamak gerek. Bizler yetişkin insanlarız, düşünce yapımız farklı olmalı. Ayrıca yapılan organizasyonun bir saygınlığı olması gerek. Yurt dışında büyük bir yarışta gidip bunu söylesek bizi ciddiye bile almazlar.  O zaman her konuda onların kalitesinde olan ve olmayı hedefleyen bir yarıştan da bu beklenmemeli.

Sonuçta madalya konusunun özellikle yeni başlayanlar için üzücü bir durum olduğu açık. Ama bu mesafeleri koşanların bildiği gibi istediğimiz sonuç olmadığında suçu parkura, havaya, organizasyona atıp çeşitli bahaneler bularak gelişemeyiz. Bizler gibi tecrübeli olanların bunu yeni başlayanlara anlatması gerek. Bu zor bir spor ve bahanelere kapıyı bir kere aralarsanız her yarışta onlarcası bulunabilir.

Geçen senelerde 110K parkurunu 24 saatin üzerinde bitirip madalya alamayan arkadaşlarımız oldu. Bu yıl gelip zaman limitinin içinde koşarak hak ettikleri madalyayı aldılar. Umarım bu sene zaman sınırı dışında bitirenler de bu durumu eski kabuklarını atıp kendilerine daha büyük bir kabuk oluşturmak için fırsat olarak görür ve gelecek sene o madalyayı alırlar. Çünkü o zaman bu madalya daha anlamlı olacak. Benim inandığım görüş bu.

Yarışta emeği geçen herkese tekrar teşekkürler, her üç parkurda ter dökenlere tebrikler. 2018'de tekrar görüşmek ümidiyle!

Strava verisi

Fotoğraflar

Sonuçlar

5 yorum:

  1. Guzel rapor, bir cok kosucuya ilham vermeye devam ediyorsun.

    YanıtlaSil
  2. Tebrik ederim, yine güzel bir yarış raporu okudum, ayaklarınıza sağlık :D

    YanıtlaSil
  3. Hocam teşekkür ederiz çok güzel Rapor,bu sene hayatımda ilk kez Cappadocia Ultra traile yarışlarına hazırlandığımda sizin Spartathlon Raporunuzu okumuş kendime özellikle mental hazırlık ile ilgili notlar almıştım,ve çok faydalı olmuştu,eminim bu mekaleniz de birilerine ilham verir.Madalya konusunda bir çaylak olarak sizin ile tamamen aynı fikirdeyim.Hayatımda ilk kez 35 km koşacaktım ve maksimum hedefim 2 istasyonda zaman limitlerini keçip 35 km bitirmekti,en büyük madalyam o olacaktı - kendimi sınamak ve herşeye rağmen başarmak.Parkuru 5.13 dak bitirmem müthiş sürpriz oldu,Bitiren Madalyası Olimpiyat madalyasına bedel benim için,ve bu Madalya onun için savaşmaya değer bir ödül olmalı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buyuk tebrikler, ilk defa bu mesafeyi kosup bu parkuru tamamlamak kolay bir is degil.

      Sil
  4. Çok güzel,tekrar kutlarım.elinize sağlık.2018'de Kapadokya'da görüşmek üzere :)

    YanıtlaSil