8 Eylül 2014 Pazartesi

Sparta'ya Giden Yol

Spartathlon'la ilgili yazdığım yazının üzerinden 5.5 ay geçmiş. Bu arada neler oldu, kafamdakileri ne oranda yapabildim ve 26 Eylül'deki yarışa artık sayılı günler kalmışken fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duygusal yönden ne durumdayım? Hem bu konular üzerine bir değerlendirmede bulunup hem de yarışla ilgili bazı bilgiler paylaşacağım.

Kısaca tekrar özetlemek gerekirse Spartahlon Atina'dan başlayıp 246km uzaklıktaki Sparta şehrinde Sparta Kralı Leonidas heykeline dokunmanız ile son bulan dünyanın en köklü ve prestjli ultra maratonlarından biri. Bu yıl aralıksız olarak 32. kez düzenleniyor. 36 saatlik acımasız zaman limiti, içerdiği dağ tırmanışı, pacer'a izin vermemesi yarışı diğerlerinden ayıran en önemli özellikleri.

Efsaneye göre Pers ordusunun Atina'ya saldırmaya hazırlanması ile Yunanlılar en iyi koşucuları olan Pheidippides'i Sparta'lılardan yardım istemek için Atina'dan Sparta'ya gönderirler. Pheidippides sabah başladığı koşuda ertesi gün güneş batmadan Sparta'ya ulaşır. İşte bu sebeple yarış da Sparta şehrindeki Kral Leonidas heykeline dokunmanız ile sona eriyor. Yarışın tarihi, neden ultra maraton dünyasının en saygın yarışlarından biri olduğu ve diğer birçok detay için önceki yazıma göz atabilirsiniz

Diğer konulara geçmeden önce aradan geçen zamandaki gelişmelerden kısa kısa bahsedeyim.



Gögüs numarası

Eğer resmi sitedeki göğüs numaraları değişmezse yarışta 164 göğüs numarası ile koşacağım. Bu ilginç bir numara çünkü yarışın en kritik noktalarından birini simgeliyor. 160.km'ye doğru 1200m yüksekliğe yaklaşan Parthenio dağına tırmanmaya başlıyorsunuz. Burası aynı zamanda Herodot'un belgelerinde, Pheidippides'in dağların ve ormanların tanrısı Pan ile karşılaştığı yer olarak belirtiliyor. 164.km dağın zirvesine yakın bir noktada olacak. Aşağıdaki rota analizinde görebileceğiniz gibi dağdan tekrar inip 172.km'ye ulaştığınızda çok kritik bir konrol noktası olan Nestani'ye geliyorsunuz. Bu yüzden göğüs numaram benim için yarışın kritik bir noktasını simgeleyecek.  

Yıllar sonra ilk oyuncağım

Çocukken en son kaç yaşında bana oyuncak hediye edilmişti hatırlamıyorum. Ama tahmin yürütürsem herhalde aradan bir 25 sene geçmiştir. Bu kadar yıl sonra birisi bana oyuncak hediye etti. Nisan ayında İznik Ultra'nın tanıtım gecesiydi ve Ilgaz sana bir şey aldım diyerek aşağıdaki King Leonidas aksiyon figürünü verdi. Ben de tabii Leonidas'ı odama koydum ve sabahları motivasyonumun düştüğü günlerde ayakkabılarımı giyip kendimi dışarı atmamda bana yardımcı oldu. Birkaç gün önce bir kargo geldi. İçinden aşağıdaki tişört çıktı. Ilgaz, Yunanistan ziyaretinde görüp almış. 

Nasıl oluyor da bu kadar uzun koşuyorsunuz diyene önce böyle arkadaşlarınız olsun, ondan sonra koşması kolay derim.




The Road to Sparta

Bu yılki yarışta İngiltere'den profesyonel bir film ekibi bulunacak ve yarışta yaptıkları çekimlerle The Road to Sparta adlı bir belgesel film ortaya çıkacak. Film aralarında Dean Karnazes'in de olduğu dört koşucuyu merkezine alacak.  Daha fazla bilgi için facebook sayfasını inceleyebilir ve filme katkıda bulunmak isterseniz indiegoogo sayfasına göz atabilirsiniz. Yazının başlığı da buradan esinlendi. Bu da Sparta'ya giden benim yolum.


Spartahlon'a katılan ülkeler

Kaç tanesi start noktasına gelecek bilinmez ama bu yıl yarışa kabul edilen 376 kişi var. Bunların 
329 (87,5%) tanesi erkek 47 (12,5%) tanesi kadın.

41 ülkeden koşucu katılıyor: (sayıya ve alfabetik listeye göre) 

Japan 57, Greece 52, Germany 43, Hungary 27, Italy 22, France 18, Finland 14, Argentina 12, UK 12, USA 12, Denmark 11, Poland 10, Netherlands 9, Brazil 8, Austria 7, Belgium 7, Spain 7, Taiwan R.o.C. 7, Latvia 6, Portugal 4, Czech Republic 3, Ireland 3, Slovenia 3, Mexico 2, Slovakia 2, Sweden 2, Switzerland 2, Australia 1, Bosnia & Herzegovina 1, Cyprus 1, Estonia 1, Faeroe Islands 1, Hong Kong 1, Iran 1, Malaysia 1, New Zealand 1, Norway 1, Serbia & Montenegro 1, Singapore 1, South Africa 1, Turkey 1

Yarışın 32 yıllık tarihinde bu yıl ilk kez katılan ülkeler var. Türkiye de bunlardan bir tanesi. 

Spartathlon'a katılanların yaşları

En genç koşucu 21 yaşında. En yaşlı ise 66.  Her ikisi de Fransa'dan katılıyor.  

Yaş ortalaması 45,3 ve dağılımları şu şekilde:

20-24: 2 runners ( 0,5%)
25-29: 8 runners ( 2,1%)
30-34: 24 runners ( 6,4%)
35-39: 49 runners (13,0%)
40-44: 81 runners (21,5%)
45-49: 98 runners (26,1%)
50-54: 64 runners (17,0%)
55-59: 39 runners (10,4%)
60-64: 9 runners ( 2,4%)
65-69: 2 runners ( 0,5%)

Kazananlar ve Efsaneler

Bu yıl yarışın ön sıralarında büyük bir rekabet yaşanacak gibi çünkü tarihte ilk kez daha önce Spartathlon'ı kazanan 8 koşucu (6'sı erkek, 2'si kadın) aynı yıl yarışa katılıyorlar.

Bir diğer tarafta da ultra maraton efsaneleri var. Yarışı en çok kez tamamlamayı başaran iki koşucu bu yıl da katılıyorlar. Bunlar Almanya'dan Hubert Karl (tam 17 Spartathlon finişi!) ve Macaristan'dan Andras Low (16 Spartathlon finişi).  Bunların yanısıra 13'er defa yarışı tamamlamayı başaran Yunan Marios Fournaris, Avusturyalı Marcus Thalmann ve İngiliz Mark Williams da yine start çizgisinde olacak koşuculardan bazıları.

En iyi dereceler

100 mil ve üzeri hemen her mesafede olduğu gibi aradan tam 30 sene geçmesine rağmen Spartathlon'da Yiannis Kouros'un rekorlarına ucundan bile yaklaşabilen kimse yok. Diğer rekorlarında olduğu gibi 20 saat 25 dakika bana göre herhangi bir ultra maratondaki en akıl almaz zamanların başında geliyor. 246km boyunca, yemesi, içmesi, ihtiyaç molaları ve aşağıda göreceğiniz dağ tırmanışı da dahil olmak üzere ortalama 4:58dk/km. Kouros bu yarışı dört defa koştu ve 32 yıldır en iyi dört zaman hâlâ onun.

AthleteTimeCountryYearAge
1.Yiannis Kouros20:25:00GRE198428
2.Yiannis Kouros20:29:04GRE199034
3.Yiannis Kouros21:53:42GRE198327
4.Yiannis Kouros21:57:00GRE198630
5.Scott Jurek22:20:01USA200834
6.Scott Jurek22:52:18USA200632
7.Ivan Cudin22:57:40ITA201136
8.Ivan Cudin23:03:06ITA201035
9.Patrik Macke23:08:41GBR199035
10.Scott Jurek23:12:14USA200733
Rota




Race SectionCheck Point NoDistance From AthensFinal Point ClosesDistance for SectorMax Time
ATHENS TO CORINTH0 - 2281 KM16:30 FRIDAY81 KM9:30 HOURS
CORINTH TO
NEMEA
22-35124 KM23:00 FRIDAY43 KM16:00 HOURS
NEMEA TO
LYRKIA
35-43148,4 KM03:30 SATURDAY24,5 KM20:00 HOURS
LYRKIA TO
NESTANI
43 -52172 KM07:30 SATURDAY23,5 KM24:30 HOURS
NESTANI TO
TEGEA
52-60195 KM11:00 SATURDAY23 KM28:00 HOURS
TEGEA TO
SPARTA
60-75245,3 KM19:00 SATURDAY50,3 KM36:00 HOURS

Öncelikle bir konuyu vurgulayalım. "Maraton" mesafesinin gerçekten koşulduğuna dair hiçbir tarihi belge yok. Bununla ilgili önceki yazımdaki kaynakları inceleyebilirsiniz. 42.195m mesafesi 19. yüzyılda ilk olimpiyatlar için "uydurulmuş" bir mesafe. Eğer eldeki tek tarihi kayıt olan Herodot'un yazdıklarına sadık kalınsaydı Kasım ayında hepimiz İstanbul Spartathlon'unu, Mart'ta da Runtalya (Runatolia) Spartathlon'unu koşuyor olacaktık. Yaş gruplarında en hızlı olanlar da Boston Spartathlon'una katılmaya hak kazanacaklardı! Hem belki o zaman sadece Yarı Spartathlon değil Çeyrek Spartathlon ve 1/8 Spartathlon vs. gibi yarışlarımız da olurdu...

Olan olmuş yapacak bir şey yok. Geldiğimiz nokta da tek bir Spartathlon var ve o da 26 Eylül Cuma saat 07:00'de başlıyor. Cumartesi akşam hava kararmadan önce yani 19:00'a kadar Sparta'ya ulaşmanız gerekli. Yarışta her birinin ayrı zaman limiti olan 75 tane kontrol noktası var. Büyük kontrol noktaları ve zaman limitleri yukarıdaki tabloda.

Yarışı değişik şekillerde parçalayabilirsiniz. 6 tane maraton ya da 3 tane 80K şeklinde düşünmek mümkün. Ancak nasıl bölerseniz bölün 150.km civarlarında başlayan dağ tırmanışının uzun süre alacağını ve yıpratıcı olacağını hesaba katmak gerek. (koşanlar bunun çıkışı kadar inişinin de sert olduğunu söylüyorlar). Zaman limitleri yüzünden bu tırmanışı, yarışı birinci bitiren de sonuncu bitiren de gece geçmek zorunda. Zaten 160K - 172K arasındaki 12km'lik bölüm için yaklaşık 2 saat 20 dakika zaman verilmiş. Bu da bu bölümün yapısı hakkında fikir veriyor çünkü bu bol keseden zaman dağıtan bir yarış değil.

Burası gece geçildiği ve araba girmediği için çok fazla görüntü bulunmuyor ama aşağıdaki fotoğraf neden zaman aldığı konusunda biraz fikir veriyor.

Partheon dağına tırmanış

Bu kadar uzun mesafede ve de parkuru ilk kez koşuyorken büyük ihtimalle hesap kitap bir yerden sonra çöpe atılacak. Ama yine de kağıt üstünde durum şöyle: Nemea (124K) yarışın orta noktası ve 16 saat limiti var. Buraya 15 saatin altında, tercihan 14:30 gibi ulaşmayı hedefleyeceğim. Daha hızlı geldiysem ya işler fazlasıyla yolunda gitmiş ya da fazla hızlı gelmişim demek olabilir ama bu gerçekçi bir durum değil. 15 saati geçtiğim her dakika yarışı tamamlama şansım hızla azalmaya başlar. Buraya geldiğimde İznik Gölü'nün etrafını döndüğümü düşünüp, ikinci tura başladığımı ya da bu kez gölde saat yönünün tersine bir tur atacağımı hayal edeceğim.

Dağı aşıp Nestani'ye (172K) ulaşmak için limit 24:30 ama 23 saati fazla geçmeden ulaşmak bir sonraki hedefim olacak. Bunu başarırsam güneşin doğma saatleri yeni bir enerji verecek. Aynı saatlerde Ege'nin diğer yakasında Frig Ultra Maratonu start alacak ve orada koşanların enerjisini de hissetmeye başlayacağım.

Nestani'den sonra bacaklarıma teşekkür edip vedalaşacağız çünkü onların görevi orada sona erecek. Geri kalan yol beyin, kalp ve ruh ile koşulmak zorunda. Soluklanmak, oturup dinlenmek, kötü bir dönem geçirmek için vaktim olmayacak. Sürekli hareket etmeye devam etmeliyim. 200k'yı geçtiğimde psikolojik bir bariyeri de yıkmış olacağım.

Sonrası... Önce bir oraya gelelim. Geri kalanını ancak yarışta görüp yaşamak lazım.

Planlama, antrenman dönemi ve uygulama

Yaptığım başvurunun kabul edildiğini 26 Şubat günü öğrendim. Yarışa tam 7 ay vardı. Şubat ayında hamstring problemi nedeniyle neredeyse hiç koşmamıştım. Bu haberi almam ile her şeyi yeniden planlamam gerekiyordu. Bu yıllardır hayalini kurduğum en önemli yarıştı ve bu fırsatı kaçırmam mümkün değildi. 

Kendime Sparta'ya gidecek bir yol çizdim. Bu çok ana hatları ile şu şekildeydi:
  • Mart ayında antrenmanlara başlayıp tekrar problem yaşamamaya dikkat et. Yavaş yavaş eski formuna dönmeye çalış. 
  • Nisan'da İznik'i koş. 
  • İznik sonrası her şey yolunda ise Mayıs başından Ağustos sonuna kadar 4 ay sadece fiziksel değil her yönden yoğun bir hazırlık dönemine gir. 
  • İznik'ten sonra kendine hedef yarış koyma. Bir yarış koşarsan bunu antrenman olarak gör. 
Mart ayı planladığım gibi geçti. Haftalık kilometreyi arttırırken tekrar problem yaşamamak için hız antrenmanlarından uzak durdum. Nisan ayında İznik 80K'yı doğrusu biraz tedirgin koştum çünkü burada olabilecek bir problem bütün antrenman planını etkileyecekti. Hatta bir ara hiç koşmamayı bile düşündüm ama işler yolunda gitti ve problem çıkmadı. Böylece Mayıs başında planladığım gibi antrenmanlara başlayabildim. 

Spartathlon için hem dayanıklılık hem de hızda devamlılık gerekli. Birinden biri eksik olursa 36 saatte yarışı bitiremiyorsunuz. Bu yüzden hem çok kosup dayanıklılığınızı geliştirmeli hem de hızınızı çok fazla kaybetmemeye çalışmalısınız. Antrenmanları asfalt ağırlıklı yapmanız gerektiğini de düşününce bu kağıt üzerinde sakatlık için mükemmel bir formül gibi gözüküyor.


Önce haftalık mesafeyi planladım. Bu konuda kendinize karşı son derece dürüst olmanız gerek. Başkası şu kadar koşuyor diye o kadar koşmaya çalışmak  veya şu kadar çok koştum diye başkasıyla yarışmak bence yapılabilecek en aptalca şeyler arasında. Eğer fazla koşıp kendinizi sürekli sakatlıyorsanız veya bu antrenmanlar hedefinize ulaşmanızda fayda sağlayamıyorsa ne işe yarar?

Bu yarışı bitirmeyi başaranların bir kısmı ve özellikle de 30 saatin altında bitirebilen küçük azınlığın çoğu haftada ortalama 250km+ koşuyor. Bu benim yapabileceğim bir şey değil. Zamanım olmaması bir yana bir an için olduğunu düşünsek bile bunu ne vücudum kadırır ne de beynim. Ayrıca başka ilgi alanlarım var ve bunların hiçbirine zaman ayıramamak beni çok olumsuz etkiler, muhtemelen start noktasına tamamen tükenmiş şekilde giderim (o da eğer gidebilirsem). 

Öte yandan bu işin bazı gerçekleri de var. Vücudunuzu hazırlamadan sadece zihin gücüyle veya çok istemekle olacak bir yarış değil. Daha önceki antrenman bloklarımdan haftada 110-130km civarlarında üstüste 2 ay kadar sorun olmadan koşabildiğimi biliyordum. Bunu 4 ay boyunca 150'lere yaklaştırmak ilk hedefimdi. Bunu yaparken de haftada iki kere çok yıpratıcı olmayan hız antrenmanı ekleyerek hızımın çok fazla düşmemesine çalışacaktım. 

Uzun koşu meselesi... Antrenman döneminde 50km'den daha uzun antrenman yapmamaya karar verdim. (Sadece yarış olarak Çekmeköy Ultra 60K'yı koştum). Asfaltta daha uzun yapmak bence fazla riskliydi. Bunun yerine haftalık toplama odaklanmak daha güvenliydi. Ayrıca antrenmanda bundan çok daha uzun koşmanın kişiye fiziksel olarak bence çok fazla katacağı bir şey yok. Sakatlanmasanız bile toparlanmayı da zorlaştıracağı için antrenman bloğunu parçalayabilir. Bunun katkısı daha çok zihinsel olup insana bunu yapabileceğini göstermesi şeklinde oluyor. Fakat zihinsel olarak buna ihtiyacım olduğunu düşünmedim. Daha önce yeterince uzun koşular ve yarışlar geçirdim ve sakatlanma riski alıp kendime bunu bir daha ispatlamaya gerek duymadım. Bunun yerine 40-45km'lik uzunları 150km'lik haftaların sonunda fazla yavaş olmayan tempolarda yapmaya ve bunu üstüste uygulamaya karar verdim. 

Mayıs - Haziran ve Temmuz'da planladığım şeyleri yaptım. Üç ayda toplamda 1800km koşmuşum. 12 haftanın 11 tanesinde 40-50k arası bir uzun koşum oldu. Bnlar dışında düzenli core antrenmanları, yüzme ve ara sıra bisiklet de oldu. Ağustos başında haftalık hız çalışmasında interval yerine yokuş çalışması yaparken aşilin hemen üzerinde kalfta bir zorlanma meydana geldi ve bir hafta kadar mesafeyi düşürüp dikkat ettim. Ardından tekrar normal yoğunluğma döndüm ama hız antrenmanlarını bıraktım. Zaten bundan sonrası için gereği de yoktu. Aslında böyle 1-2 haftalık sorunlar sık olmadığı takdirde bence faydalı bile olabiliyor çünkü sizi dinlenmeye veya mesafeyi azaltmaya zorladığı için uzun vadede bence daha büyük sakatlıklardan koruyor. 

Yarışlara gelince... bu dönemde Çekmeköy 60K ve Kars Ultra 47K'da koştum. Planıma uyarak bunlar için özel bir taper ve recovery yapmadım. Normal antrenman yoğunluğum yarış öncesinde ve sonrasında devam etti. 

Bahsi geçen 1 haftayı kenara koyduğumda 16 haftada ortalama 145km kadar koşmuşum. Genele baktığımda kafamdakilerin 80-85%ini yaptığımı söyleyebilirim. Zaten hiçbir antrenman programında daha fazlasını isteyemezsiniz. Yarıştan sonra sonuç ne olursa olsun buraya gelip bahane üretemem. Plan ne kadar doğruydu, yeterli miydi onu göreceğiz ama tasarladığım planı uygulamaya koydum.

Bu işin sadece fiziksel kısmıydı. Zihinsel kısmında ise yarışla ilgili bulabildğim her şeyi okudum. Aslında bunu yıllardır yapıyordum çünkü bu yarışı bir gün koşabilmek her zaman kafamın bir köşesinde olan bir hayaldi. Bulmakta zorlandığım bir şey Spartathlon'un fikir babası John Foden'in yazdığı kitapçıktı. Onu da Emre Tok sayesinde bulma şansım oldu. Bunların dışında bazıları koşuyla direk ilgili olmasa da bana çok fayda sağladığını düşündüğüm bazı kitaplar okudum. İsmail Bilgin'in Sarıkamış şehitleri ile ilgili Sarıkamış-Beyaz Hüzün kitabı, The Essential Sheehan, Deep ve Emerald Mile kitapları bunlardan bazıları.

Ruhsal ve duygusal anlamda ise kendimi yarış stresine sokmamaya olabildiğince özen gösterdim. Sonuçtan çok sürece odaklandım ve hazırlık dönemini bir iş olarak görmemeye gayret ettim. Bunu deneyebilecek olduğum için şanslı olduğumu, bunun hep istediğim bir şey olduğunu kendime hatırlattım.

Unutmadan bir de müzik konusu var. İki tip koşucu var: Koşarken müzik dinleyenler ve dinlemeyenler. Ben ilk sınıfa giriyorum, eğer pilim bitmediyse veya kulaklığımı almayı unutmamışsam yalnız koşularımın hepsini müzik olsun, podcast olsun bir şeyler dinleyerek yaparım. Ama bunun bir önemi yok çünkü Spartathlon'da müzik dinlemek yasak. Bu müzik dinlemenin yasak olduğu ilk yarışım olacak. Her yarışın kendine göre kuralları var ve giriyorsanız buna adapte olmak zorundasınız. Bem de yarışta biraz kendimi, biraz da o toprakların sesini dinleyeceğim.

Evet genel olarak yarış öncesinde kendi değerlendirmem bu yönde. Bence başarılı olmak için insanın kendini her yönden doğru ve gerçekçi değerlendirebilmesi gerek. Başka bir deyişle kendimize karşı dürüst olmak. Eğer kendinizi olduğunuzdan daha yukarda görürseniz büyük ihtimalle yarışta yanlış şeyler yaparsınız (hızlı başlamak, gereğinden fazla rahat olmak, dersinizi yeterince iyi çalışmamak vs. ) ve bu da beraberinde olumsuz sonuçları getirir. Olduğunuzdan daha aşağıda görürseniz bu sefer de kendinize güveniniz az olur. Böylece  karşılaştığınız zorluklara karşı dayanma gücünüz zayıflar ve hesapta olmayan ilk problemde hemen havlu atmaya meyilli olursunuz.

Bu sebeple ben bu yazıyı vakit kaybı olarak değil en az 4 saatlik bir koşu kadar değerli görüyorum. Umarım sizin için de en azından bir toparlanma koşusu kadar faydalı olmuştur. Ayrıca her ne kadar 32 sene beklemiş olsak da bundan sonra bu tarihi yarışa Türkiye'den katılımın  artacağına eminim. Katılan biri için belki bu yazı yaptığım doğrular ve yanlışlarla yol gösterici bir kaynak olmada katkı sağlayabilir.



Bu yarış için iki mottom var. Birisi Tour de Geants koşacak dostlarımla da paylaştığım gibi... "Enjoy when you can, endure when you must" - Goethe. Gayet basit ama hayatın kendisi kadar gerçek. Mümkün olduğunda keyfini çıkaracağım, mecbur kaldığım anlarda dayanma gücü göstermeye çalışacağım.

İkincisi ise anonim: "If the bone ain't showing, keep on going - Eğer kemik gözükmüyorsa, durma devam et".  Bunu pek fazla irdelemeye gerek yok. Umarım kalıcı bir sağlık sorunu yaşamam ama bunun bir haftasonu pikniği olmayacağını biliyoruz.

Artık geri kalan günlerde koşu ve özel hayatımda büyük bir sorun yaşamamayı ümit ederek, kaldırımlardan inip çıkarken bile dikkat ederek start noktasında yerimi almayı unuyorum. Bu işi sonuna kadar zorlayabileceğimi düşünüyorum. Evet, daha önce yaptığım her şeyden daha zorlu olacağını, başlayan her 3 kişiden sadece birisinin bitirebildiğini, zaman limitlerinin hataya yer bırakmadığının vs. farkındayım. Aptalca bir kendime güvenim yok. Ama bunlar beni gereğinden fazla endişelendirmiyor. Tam tersine bu yarışı bana haddimi bildirip zayıf yanlarımı suratıma çarpacak çok iyi bir fırsat olarak görüyorum.

Bu işi kendimizi keşfetmek ve limitlerimizi görmek için yapıyorsak bunu Spartathlon'dan daha iyi yapacak bir yarış bilmiyorum. Elimdeki şartlar dahilinde en iyi şekilde hazırlandım ve yapılabilecek şeyleri yaptım. Kolay teslim olmayacağım, bahane üretmeyeceğim ve yıllardır hayalini kurduğum yarışta o mesajı Kral Leonidas'a ulaştırmak için elimden ne geliyorsa yapacağım.

11 yorum:

  1. heyecanla bekliyorum... acılı olacağı kesin ama keyifli de olsun... :) başarılar...

    lütfi dokundu

    YanıtlayınSil
  2. Bu kadar azim ve isteğin sonucunda, ben bitirebileceğinize inanıyorum, başarılar dilerim şimdiden :)

    YanıtlayınSil
  3. Abi sen şimdiden tebriki hak etmişsin :) Yarışta başarılar

    YanıtlayınSil
  4. Aykut, bacaklarına ve yüreğine güven. Onlar seni Kral Leonidas'a götürecektir...

    YanıtlayınSil
  5. Yazın çok güzel ve inspiring. Şans seninle olsun,

    YanıtlayınSil
  6. Çok güzel bir yazı olmuş. Umarım sonrasında daha da güzel bir zafer yazınızı okuruz. Şansınız bol olsun.

    YanıtlayınSil
  7. Harika bir yazi olmus Aykut, eline saglik! Bizimle paylastigin motto gercekten cok dogru. Eminim guzel bir derece ile kosuyu bitireceksin, simdiden basarilar! Sevgiler!

    YanıtlayınSil
  8. Sevgili Aykut, güzel yazın için teşekkürler. Bu yazı ile hem bizlerin duygularına dokundun , hem bizlere yeni ufuklar açmış oldun. Böylesi zor bir yarışa en mantıklı ve kararlı şekilde nasıl hazırlanılır, bundan daha iyi anlatılmazdı.Sen başarmak adına heyecanının mantığının önüne geçmesine izin vermeyeceksin belki ama bil ki bizler burada seni takip ediyor olacağız ve heyecanlı olacağız. Başarılar...

    YanıtlayınSil
  9. Soyleyecek soz bulamıyorum.. Ama senden başkasına bu kadar inanamazdım. Finishinde olmak isterdim.. Aysen

    YanıtlayınSil
  10. İşte az önce bitirdin. 33 saat 49 dk. 246 km. Yarış sonrası yazacaklarını büyük merak ile bekliyor olsak da.Ben bu yazını tekrar tekrar okumaya devam ediyorum.

    YanıtlayınSil